<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>REEL COSMOS</title>
	<atom:link href="http://reelcosmos.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://reelcosmos.wordpress.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 30 Apr 2008 20:02:23 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='reelcosmos.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/6aaea1242fc84850cdce655c71330eac?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>REEL COSMOS</title>
		<link>http://reelcosmos.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>John Locke, İnanç Özgürlüğü ve Hoşgörü Üzerine, (1685)</title>
		<link>http://reelcosmos.wordpress.com/2008/04/30/john-locke-inanc-ozgurlugu-ve-hosgoru-uzerine-1685/</link>
		<comments>http://reelcosmos.wordpress.com/2008/04/30/john-locke-inanc-ozgurlugu-ve-hosgoru-uzerine-1685/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Apr 2008 20:02:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sciftci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://reelcosmos.wordpress.com/?p=54</guid>
		<description><![CDATA[           İlk olarak, hiçbir kilisenin hoşgörü görevi dolayısıyla, onca uyarıdan sonra, cemaatin kanunlarına karşı suç işlemeye inatla devam eden hiç kimseyi koynunda barındırmakla yükümlü olmadığını kabul ediyorum. Çünkü bunlar cemaatin varoluş şartı olduğundan, onların ihlal edilmesine hiçbir eleştiri olmaksızın müsaade edilirse, bu halde toplum derhal çözülür. Ama, her halükarda aforoz uygulaması ve cezasının, bu yüzden [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=54&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 4pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">           İlk olarak, hiçbir kilisenin hoşgörü görevi dolayısıyla, onca uyarıdan sonra, cemaatin kanunlarına karşı suç işlemeye inatla devam eden hiç kimseyi koynunda barındırmakla yükümlü olmadığını kabul ediyorum. Çünkü bunlar cemaatin varoluş şartı olduğundan, onların ihlal edilmesine hiçbir eleştiri olmaksızın müsaade edilirse, bu halde toplum derhal çözülür. Ama, her halükarda aforoz uygulaması ve cezasının, bu yüzden topluluktan atılan kimsenin bedenine yahut mallarına herhangi bir surette zarar verecek hiçbir hoyrat muameleye sevk etmemesine dikkat edilmesi gerekir. Çünkü bütün zor kullanma yetkisi yargıya aittir ve hiçbir özel şahsın, haksız bir zorbalık karşısında kendini savunma durumunda kalmadıkça, hiçbir zaman zor kullanmaması gerekir. Aforoz etmek, aforoz edilen kişiyi önceden sahip olduğu<span id="more-54"></span> sivil çıkarlarından ne mahrum bırakır, ne de bırakabilir. Bunların tümü, sivil-siyasi yönetime aittir ve hukuk sisteminin koruması altındadır. Aforozun bütün gücü şunlara bağlıdır: topluluğun kararlığının bu bakımdan belirtilmesine; bütün ile bazı üyeler arasındaki anlaşmanın feshedilmeye başlamasına; toplumun oluşturduğu belirli işlere iştirakin engellenmesine, yani ilişkinin kesilmesine ve hiç kimsenin herhangi bir sivil hakkının elinden alınmaya kalkışılmamasına. </span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:4pt 0;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">İkinci olarak, belli bir kimsenin, bir diğer kişiye, o başka kilise veya dindendir diye, sivil çıkarları konusunda zarar vermeye hiçbir surette hakkı yoktur. Bir insan yahut bir yerde ikamet eden kişi olarak ona ait olan bütün hakların ve ayrıcalıkların bozulamaz bir şekilde korunması gerekir. İster bir Hıristiyan, ister bir putperest (pagan) olsun, ona hiçbir şiddet yöneltilmemeli ve kötülük edilmemelidir. Hayır, çıplak adaletin dar ölçüleriyle kendimizden memnun kalmamalıyız; merhamet, cömertlik ve geniş fikirlilik buna ilave edilmelidir. İncil’in emrettiği budur, aklın buyurduğu budur ve içinde doğduğumuz doğal ortaklığın bizden talep ettiği budur. Eğer bir insan doğru yoldan ayrılırsa, bu onun kendi talihsizliğidir, size hiçbir zararı yoktur; bu hayatta yapıp ettiklerinin öteki dünyada onu perişan etmesi beklendiğinden onu cezalandırmamız gerekmez.</span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:4pt 0;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Dince birbirlerinden farklı olan kişilerin, birbirlerini karşılıklı olarak hoş görmelerine ilişkin olarak söylediklerimi, kendi aralarında tıpkı özel kişiler gibi ilişki kuran belli kiliseler için de geçerli sayıyorum. Bu kiliselerden biri, diğeri üzerinde hiçbir yargılama yetkisine sahip değildir; yönetici şu veya bu komünyona girdiği zaman bile değildir. Çünkü, ne sivil yönetim kiliseye yeni haklar verebilir, ne de kilise sivil yönetime. Öyle ki, siyasi yönetimin başı, ister herhangi bir kiliseye katılsın, ister ondan ayrılsın, kilise daima önceden olduğu gibi kalır –özgür ve gönüllü bir topluluk olarak. O, yöneticinin gelmesiyle ne kılıcın gücünü talep eder, ne de yöneticinin gitmesiyle eğitme ve aforoz hakkını kaybeder. Bu, -bu topluluğun, kendi kuruluşunun kurallarını ihlal eden üyelerini uzaklaştırma hakkı vardır; ama yeni üyelerin iştirakiyle kendisine katılmayanlar üzerinde herhangi bir yargılama hakkı kazanamaz. Ve bundan ötürü, barış, eşitlik ve dostluğa, aynen özel kişilerde olduğu gibi ve birbirleri üzerinde hiçbir üstünlük ve yargılama iddiası taşımadan, belli kiliseler tarafından da saygı gösterilmesi gerekmektedir&#8230;</span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:4pt 0;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Sözün kısası, hiç kimse, ne tek tek kişiler, ne kiliseler, hatta ne de devletler olarak, din vesilesiyle birbirlerinin dünyevi mallarına ve sivil haklarına tecavüz etmek yetkisine sahiptir. Başka kanaatte olanlar, böylece, insanlığa nasıl öldürücü bir ihtilaf ve savaş tohumu ettiklerini, sonsuz düşmanlıkları, yağmaları ve katliamları nasıl tahrik ettiklerini kendi başlarına iyice düşünsünler. Bu düşünce, egemenliğin zorla tesis edilmesi ve dinin silah gücüyle yayılması gerektiği fikrine üstün gelmedikçe, insanlar arasındaki ortak dostluk korunamayacağı gibi, ne barış ne de güvenlik tesis edilebilir.</span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:4pt 0;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Üçüncü olarak, hoşgörü görevinin bazı ruhani nitelikleri ve işleri ile (ister kardinal, rahip, papa, keşiş olsunlar, ister şu veya bu şekilde ayırt edilmiş olsunlar) insanlığın artakalanından (onların bizi adlandırmak istedikleri gibi, diğer mesleklerden olanlardan) ayrılan kişilerden ne talep ettiğine bakalım. Burada ruhban sınıfının değerini ve kökensel gücünü sorgulamak benim işim değildir. Ben sadece şunu söylüyorum, otoriteleri nereden doğmuş olursa olsun, ruhani olduğu için, bu otoritenin kilise sınırları dahilinde kalması gerekir ve bu, hiçbir şekilde sivil işlere yayılamaz. Çünkü kilisenin kendisi devletten ayrı ve farklı bir şeydir. Her iki tarafta da sınırlar sabittir ve değiştirilemez. Kim kökenlerinde, gayelerinde, işlerinde ve herşeyde birbirlerinden olağanüstü ölçüde ayrı ve sonsuz derecede farklı olan bu iki toplumu birbirine karıştırırsa, o cennetle dünyayı, en uzak ve en karşı şeyleri hep birlikte karmakarışık eder. Bundan dolayı, hiç kimse, hangi ruhani görevle şereflendirilmiş olursa olsun, kendi kilisesinden ve inancından olmayan başka birini aralarındaki din farklılığı sebebiyle dünyevi malların bir kısmından veya özgürlüğünden mahrum edemez. Çünkü bütün kilise için yasal olmayan herhangi bir şey, bir ruhani hakla, onun üyelerinden biri için yasal hale gelemez.</span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Fakat hepsi bu kadar da değildir. Kilise adamlarının şiddet, yağma ve zulmün bütün türlerinden kaçınması yetmez. Havarilerin halefi olduğunu ileri süren ve öğretim işinin sorumluluğunu üstüne alan kilise adamı tembihlerini bütün insanlara, yani Ortodoks olanlara olduğu kadar hatalı olanlara, imanda ve ibadette kendilerini kabul edenlere olduğu kadar kendilerinden farklı olanlara da yöneltmeye, onları barış ve iyi niyet görevleri hususunda uyarmaya mecburdur. O, sebatkar bir şekilde, ister sade bir insan, ister yönetici (eğer kilisesinde bunlar olacaksa) olsun, bütün insanları şefkate, tevazuya ve hoşgörüye teşvik etmeli, dostluk için harıl harıl çaba harcamalı ve hem her insanın kendi mezhebine yönelik ateşli bağlılığının hem de diğerlerinin kurnazlığının muhaliflere karşı tahrik ettiği tehlikeli ve mantıksız nefret eğilimini tamamen hafifletmelidir. Eğer vaizler her yerde bu barış ve hoşgörü doktrinini seslendirselerdi, bunun nasıl isabetli ve ne kadar büyük bir kazanç olacağını, bu insanların azalmamasını yahut başkaları veya kendileri tarafından azaltılmamasını arzuladığım itibarları üzerinde kesin bir kuşku yaratmak istiyormuş gibi görünmeyeyim diye, gösterme sorumluluğunu üzerime almıyorum. Fakat bunun böyle olması gerektiğini söylüyorum. Ve kendisinin Tanrı’nın Dünyasının bir vekili, İncil’in barışının bir öğütçüsü olduğunu söyleyen biri aksini öğretirse, ya uğraşının önemini anlamıyordur ya da bunu umursamıyordur; bu halde o, bir gün, Barış Prensine hesap verecektir. Eğer Hıristiyanlar, tekrarlanan tahriklerden ve artan haksızlıklardan sonra bile, intikamın bütün çeşitlerinden kaçınmaları gerektiği şeklinde ikaz edilmişlerse, onlara hiç zarar vermemiş, hiçbir eziyet çektirmemiş olanlara, bunlardan hiçbirini kabul etmeyenlere karşı şiddetten ve her cins kötü muameleden nasıl da çok sakınmaları gerekir! Bu uyarıyı ve kızgınlığı, muhakkak ki, sadece kendi işlerini düşünenlere karşı kullanmaları gerekir ve onlar, Tanrı indinde kabul edilebilir olduğuna ve sonsuz selametin en güçlü ümitlerine sahip olduğuna ikna oldukları tarzda Tanrı’ya tapmaktan (insanlar onlar hakkında ne düşünürlerse düşünsünler) başka hiçbir şey için endişe etmemelidirler. Özel aile içi işlerde, mülklerin yönetiminde, beden sağlığının korunmasında her insan, kendi iyiliği için neyin uygun olduğunu tasavvur edebilir ve en iyi olduğunu umduğu yönde gidebilir. Hiç kimse, komşularının işlerini kötü idare ettiğinden şikayetçi olamaz. Hiç kimse tarlasını ekerken veya kız kardeşlerini evlendirirken bir hata işlediği için başkasına kızamaz. Hiç kimse servetini meyhanelerde tüketen bir mirasyediyi cezalandıramaz. Her insan, bedeli ne olursa olsun, sık sık kiliseye gitmezse, orada tavırlarını alışılmış seremonilere kesin bir şekilde uydurmazsa, çocuklarını şu veya bu cemaatin kutsal sırlarının öğretilmesine getirmezse, bu, derhal büyük bir velveleye sebep olur. Komşular, haykırıp bağırırlar. Herkes, böylesine büyük bir suçun intikamcısı olmaya hazırdır; bağnazların, dava sonuçlandırılıncaya kadar beklemek için pek az sabırları vardır ve zavallı insanlar, duruma göre, özgürlüklerini, mülkiyetlerini veya hayatlarını kaybetmeye mahkum edilirler. Ah, her mezhepten kilise vaizlerimizin, hatasız insanın bulunmadığı şeklindeki bütün güçlü argümanları kendilerine uygulamaları gerekmektedir. Fakat onları kendi hallerine bırakalım. Başka bir yargı alanına ait olan güç araçlarıyla kendi eylemlerini haklı çıkaracak nedenler sağlayamazlar ve kilise adamının yetkileri sağlıksız bir hale gelir. </span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:&quot;">Bu metin Melih Yürüşen tarafından tercüme edilmiştir. Metnin burada tekrar yayınlanmasına izin verdikleri için kendilerine teşekkür ediyoruz. Bkz: John Locke, Hoşgörü Üstüne Bir Mektup, (Çev: Melih Yürüşen), Ankara: Liberte Yayınlari,1995. S.24-31. </span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 10pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:&quot;">Kaynakça</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:&quot;"><a href="http://www.canaktan.org.tr">www.canaktan.org.tr</a></span></p>
<p class="MsoNormal" style="text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;font-family:Calibri;"> </span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/reelcosmos.wordpress.com/54/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/reelcosmos.wordpress.com/54/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/reelcosmos.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/reelcosmos.wordpress.com/54/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/reelcosmos.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/reelcosmos.wordpress.com/54/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/reelcosmos.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/reelcosmos.wordpress.com/54/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/reelcosmos.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/reelcosmos.wordpress.com/54/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/reelcosmos.wordpress.com/54/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/reelcosmos.wordpress.com/54/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=54&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://reelcosmos.wordpress.com/2008/04/30/john-locke-inanc-ozgurlugu-ve-hosgoru-uzerine-1685/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3ea44e78daa2eadfe7a10d718489444a?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sciftci</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Immanuel Kant, Siyasal Haklarda Teori-Pratik İlişkisi Üzerine, (1792)</title>
		<link>http://reelcosmos.wordpress.com/2008/04/30/immanuel-kant-siyasal-haklarda-teori-pratik-iliskisi-uzerine-1792/</link>
		<comments>http://reelcosmos.wordpress.com/2008/04/30/immanuel-kant-siyasal-haklarda-teori-pratik-iliskisi-uzerine-1792/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Apr 2008 19:40:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sciftci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://reelcosmos.wordpress.com/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[            Bir toplumu oluşturmak üzere bir araya gelen büyük bir insan grubu tarafından yapılan bütün sözleşmeler arasında sivil bir anayasa teşkil eden sözleşme ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bu anayasa, icrası göz önüne alındığında, ortak bir çabayla elde edilebilen ve seçilmiş bir amaca yöneltilen diğer bütün anayasalarla ortak bir çok yönü varken oluşturulmasındaki ilkelerde diğerlerinin tamamından [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=52&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 4pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">            Bir toplumu oluşturmak üzere bir araya gelen büyük bir insan grubu tarafından yapılan bütün sözleşmeler arasında sivil bir anayasa teşkil eden sözleşme ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Bu anayasa, icrası göz önüne alındığında, ortak bir çabayla elde edilebilen ve seçilmiş bir amaca yöneltilen diğer bütün anayasalarla ortak bir çok yönü varken oluşturulmasındaki ilkelerde diğerlerinin tamamından temelde farklıdır. Bütün sosyal sözleşmelerde herkesin paylaştığı belli ortak amaçlar için sayısız insandan oluşan bir birlik olduğunu görürüz. Ancak, herkesin paylaştığı ve böylece insanlar<span id="more-52"></span> (karşılıklı olarak birbirlerini etkilemekten sakınamayan) arasındaki bütün dış ilişkilerdeki mutlak ve birincil vazife olan bir amaç olarak birlik, yalnızca bir medeni devleti yani eyaleti tesis etsin diye toplumda oluşturulabilir. Ve bu tip dış ilişkilerde bir görev olan ve bütün başka dışsal görevlerin en üst formel koşulu olan amaç, herkesi başkalarının saldırılarına karşı koruyan cebri niteliğe sahip genel kanunların himayesinde insanların hakkıdır. Bununla beraber bütün bir dışsal haklar kavramı tamamen insanların karşılıklı dışsal ilişkilerindeki özgürlük kavramından çıkarılmıştır ve insanların doğaları gereği sahip oldukları amaçla (yani mutlu olma amacı) ya da bu amaca ulaşmada kullanılabilecek bilinen araçlarla hiçbir ilişkisi yoktur. Ve böylece ikinci amaç, dışsal hakları düzenleyen kanunların belirleyicisi olarak hiçbir suretle işe karıştırılmamalıdır. Haklar, başkalarının özgürlükleriyle uyum sağlansın diye ayrı ayrı her bireyin özgürlüğüne getirilen kısıtlamalardır (Bu da genel kanunların şartları çerçevesinde mümkün olabilir). Ve genel haklar bu sürekli uyumu mümkün kılan maddi kanunların ayırıcı niteliğidir. Diğer tarafın keyfi iradesi ile özgürlüklere getirilen her kısıtlama baskı olarak adlandırıldığından, sivil anayasa,<span>  </span>diğer insanlarla birlikte genel bir birliğin içinde kendi özgürlüğünü elinde tutarken baskıcı kanunlara muhatap olan özgür kişiler arasındaki ilişki olarak anlaşılır. Bu, bütün ampirik sonuçları (hepsi mutluluk genel başlığı altında özetlenebilir) önemsemeksizin saf aklın gereksinimidir. İnsanlar mutluluğun ampirik sonuçları üzerinde ve mutluluk göz önüne alındığında, mutluluğun neyi kapsadığı konusunda farklı görüşlere sahiptirler ve<span>  </span>onların istekleri ne ortak bir ilke çerçevesinde ne de herkesin özgürlüğünü uyumlaştıran her hangi bir maddi yasa altında toplanabilir. </span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:4pt 0;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Tam olarak bir hukuk devleti şeklinde adlandırılabilecek olan sivil devlet aşağıdaki önsel ilkelere dayanır:</span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">1. Bir insan olarak toplumun her üyesinin özgürlüğü,</span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0;"><span style="font-size:10pt;font-family:&quot;">2. Bir tebaa olarak her bir kişinin başkalarıyla eşitliği, </span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">3. Bir vatandaş olarak devletin her bir üyesinin bağımsızlığı.</span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">Bu ilkeler, dışsal insan haklarının saf rasyonel ilkelerine göre bir devletin tek başına oluşturabileceği kanunlar gibi zaten mevcut olan bir devlet tarafından verilmiş kanunlar değildir. Bu nedenle:</span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:4pt 0;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">1. Bir insan olarak, devletin anayasasının bir ilkesi olarak insanların özgürlüğü aşağıdaki formül ile ifade edilebilir. Hiç kimse kendi mutluluk anlayışına göre beni mutlu olmaya zorlayamaz, pratikte uygulanabilir genel hukuk kuralları içinde, yani kendisinin yararlandığı hakların aynısını başkalarına da tanıyarak, başkalarının özgürlüğü ile uzlaşabilen benzer bir amacı güden diğer kişilerin özgürlüğüne tecavüz etmediği sürece herkes kendisinin uygun bulduğu yol ile mutluluğu arayabilir. Bir devlet, tıpkı bir babanın çocuklarına yaptığı gibi, halkına karşı iyiliksever olma ilkesi üzerine kurulmalıdır. Bu tip bir pederşahi devletin idaresi altında, kendisi için gerçekten neyin zararlı ya da faydalı olduğunu ayırt edemeyen reşit olmayan çocuklar gibi, tebaa da tamamen pasif davranmaya ve kendilerinin nasıl mutlu olacakları ve kendilerinin mutluluğunu istemekte samimi olup olmadığı konularında devlet başkanının yargısına güvenmeye zorlanacaklardır. Bu tip bir devlet akla gelebilecek en büyük despotizm, yani hiçbir hakka sahip olmayan tebaasının bütün özgürlüklerini erteleyen bir anayasadır. İdareciler hayırsever olsalar bile insanların haklarına sahip olabilecekleri akla yatkın tek devlet pederşahi olan değil, vatansever devlettir. Vatansever tutum, devlet başkanı da dahil olmak üzere devletteki herkesin devleti anne rahmi gibi kabul ettiği ya da ülkeyi, kendisinin en önce ileriye atıldığı ve gelecek kuşaklara çok değerli bir rehine olarak bırakmak zorunda olan pederşahi bir yer olarak düşündüğü bir devlettir. Herkes kendisini çoğunluğun iradesine dayanan kanunlar ile haklarını korumaya yetkili olarak kabul eder; ancak, bu hakları kendisinin mutlak iradesi doğrultusunda kişisel kullanıma bırakmaz. Bu özgürlük hakkı, bu hakları kullanma kapasitesine sahip oldukları sürece,<span>  </span>bir insan olarak devletin her üyesine aittir.</span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:4pt 0;"><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;">2. Bir tebaa olarak insanların eşitliği şu şekilde formüle edilebilir: Devletin her üyesi, devlet başkanı ile olan ilişkileri hariç, başkaları ile olan ilişkilerinde zor kullanma hakkına sahiptir. Tek başına devletin bir üyesi değildir, ama onun yaratıcısı ve koruyucusudur ve her hangi bir cebri yasanın öznesi olmaksızın başkaları üzerinde zor kullanma hakkına sahiptir. Ancak, kanunlara tabi olan herkes devlete tabidir ve böylece devletteki diğer bütün üyelerle birlikte zor kullanma hakkına da tabidir. Bunun tek istisnası, onun vasıtasıyla başkaları üzerinde meşru güç kullanımının gerçekleştirilebileceği bir tek kişidir (kelimenin hem fiziki hem de ahlaki anlamıyla), yani devlet başkanıdır. </span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:4pt 0;"><span style="font-size:8pt;font-family:&quot;">Kaynak: C.Can Aktan ve İ.Yaşar Vural (Derleyen ve Çeviren) , Özgürlük Yazıları, Çizgi Kitabevi, 2003. (Metnin tercümesi Aktan ve Vural tarafından yapılmıştır. İzinsiz kullanılamaz.)</span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:4pt 0 5pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:&quot;">Walter Laqueur and Barry Rubin (Eds.), <em>The Human Rights Reader</em>, New York: Penguin Books, 1989.s.82-84.</span></p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:4pt 0 5pt;"> </p>
<p class="MsoNormal" style="line-height:normal;text-align:justify;margin:4pt 0 5pt;"><span style="font-size:8pt;font-family:&quot;"><a href="http://www.canaktan.org"><strong><em>www.canaktan.org</em></strong></a></span><span style="font-size:12pt;font-family:&quot;"></span></p>
<p class="MsoNormal" style="margin:0 0 10pt;"><span style="font-size:small;font-family:Calibri;"> </span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/reelcosmos.wordpress.com/52/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/reelcosmos.wordpress.com/52/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/reelcosmos.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/reelcosmos.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/reelcosmos.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/reelcosmos.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/reelcosmos.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/reelcosmos.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/reelcosmos.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/reelcosmos.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/reelcosmos.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/reelcosmos.wordpress.com/52/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=52&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://reelcosmos.wordpress.com/2008/04/30/immanuel-kant-siyasal-haklarda-teori-pratik-iliskisi-uzerine-1792/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3ea44e78daa2eadfe7a10d718489444a?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sciftci</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Simurg&#8217;u Ararken</title>
		<link>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/10/16/simurgu-ararken/</link>
		<comments>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/10/16/simurgu-ararken/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Oct 2007 09:38:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sciftci</dc:creator>
				<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://reelcosmos.wordpress.com/2007/10/16/simurgu-ararken/</guid>
		<description><![CDATA[1 Mitolojinin varlıksal hakikatleri aktarma konusunda kullanılabilecek en yetkin anlatım biçimi olduğu söylenir&#8230; Elmas, onu cam sanan bir insan için nasıl camdan fazlası olmayacaksa; mitler de onlara masal gözüyle bakanlar için tarih boyunca masaldan fazlası olmamışlardır&#8230; Barındırdıkları anlamları sembolik ve masalımsı yapıları içerisinde saklamaları, onların her nesle aktarılmasını ve kesintisiz devamını sağlayan neredeyse alternatifsiz bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=51&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">1 </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Mitolojinin varlıksal hakikatleri aktarma konusunda kullanılabilecek en yetkin anlatım biçimi olduğu söylenir&#8230; Elmas, onu cam sanan bir insan için nasıl camdan fazlası olmayacaksa; mitler de onlara masal gözüyle bakanlar için tarih boyunca masaldan fazlası olmamışlardır&#8230; Barındırdıkları anlamları sembolik ve masalımsı yapıları içerisinde saklamaları, onların her nesle aktarılmasını ve kesintisiz devamını sağlayan neredeyse alternatifsiz bir araç olagelmiştir. Bu durumda her şuur onu kendi anlayışına göre yorumlar ve ulaşabildiği derinlikte zevk ederken; zamanı geldiğinde açılmak üzere içinde bulundurduğu anlamın tohum halinde kaldığı ve uygun anlayış toprağına ulaştığında filizlenebileceği söylenir&#8230;<span>  <span id="more-51"></span></span></font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">&#8220;Mitolojiyi anlayabilmek için öncelikle bilimi, sanatı, felsefeyi ve dini anlayabilmek gerekir&#8230;&#8221;</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Metin Bobaroğlu</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Aşağıdaki aktarım, Simurg Efsanesi&#8217;nin bir yorumudur&#8230; </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">2 </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Kuşlar diyarında yaşam tüm canlılığı ve hareketliliğiyle devam etmektedir. İnançları gereği kabilenin tüm üyeleri, hayatın dinamik değişimlerinin doğurduğu farklı durumlara göre, başları sıkıştığında tüm kuşların Efendi&#8217;si olan ve zor duruma düşen kuşlara her zaman yardım ettiği söylenen Simurg&#8217;a dua etmektedirler. Ancak gel zaman git zaman aralarından bazıları Simurg&#8217;un neden yardım çağrılarına cevap vermediğini ve kendilerine görünmediğini sorgulamaya başlarlar. Zamanla bu tartışma halk arasında yayılır ve bir süre sonra Simurg&#8217;un varlığının sorgulanmasına dönüşür. Aralarından kimileri bu şüphelerini açıkça itiraf ederken, kimileri yardımın gelmemesini kendi eksikliklerine bağlarlar. Tam da bu hararetli tartışmalar sürerken, uzak bir ülkeden gelen cinsini kestiremedikleri bir kuştan aldıkları haberle büyük bir heyecana kapılırlar. Habere göre uzaklarda bir sürü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuştur!.. </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Bunun üzerine sayıları oldukça yüksek olan kuş kabilesi toplanmaya ve konuyu aralarında görüşmeye karar verirler. Simurg&#8217;un var olduğunu işaret eden ancak kendilerine neden yardım etmediğini açıklamaya yetmeyen bu bilgi onları, bu durumdan kurtulmanın tek yolunun, uzun ve zorlu bir yolculukla varılabileceği rivayet edilen Kaf Dağı&#8217;nda yaşayan Simurg&#8217;u bulmak olduğu konusunda ikna eder. O güne kadar böyle bir yolculuğa çıkanlar olmuş ancak geri dönen olmamıştır. Bu nedenle kuş toplumu, sessizliği ve konulara bilgece yaklaşımlarıyla onlara her an yardımcı olan haberci kuşa yolculuğun nasıl olması gerektiği konusunda danışma ve hazırlıklara başlama kararı alır. Bilge kuş daha evvel bahsedilen bölgeleri tanıdığını ve topluluğa kılavuzluk edebileceğini söyler. Yoldaki riskler nedeniyle, oluşturulacak olan büyük bir grubun bilge kuşun önderliğinde, diğer adı Zümrüd-ü Anka Kuşu olan Simurg&#8217;u bulmak için Kaf Dağı&#8217;na gönderilmesine karar verilir&#8230; </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Tüm kabile arasından bu uzun ve zorlu yolculuk için yeterince istekli ve gerekli vasıflara sahip kuşlardan oluşan büyük bir grup oluşturulur. Kuşlar sevdiklerine veda eder ve yola koyulurlar&#8230;</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">*** </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Uzun yolculukları esnasında kuşlar aralarında konuşmakta ve bilgilerini paylaşmaktadırlar. Paylaştıkları her bilgiyle birlikte merakları ve şaşkınlıkları daha fazla artmakta, bu benzersiz ve gizemli kuşu bulma arzuları dizginlenemez bir hal almaktadır&#8230; </font></span><span style="color:blue;"></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Simurg&#8217;un her canlıdan bir iz taşıdığı söylenmektedir&#8230; Ve tüylerinde her rengin barındığı&#8230; Kanatları altın ve kırmızı karışımı, vücudunun ve başının ise mor renkte olduğu&#8230; En garip söylentilerden biri yüzünün insana benzediğidir! Kuş gibi olmayan bir kuştur Simurg! Benzersizliği nedeniyle tektir. Ve hakkındaki tüm efsanelerin en can alıcı noktası, anlamı üzerinde tarih boyunca belki de en fazla kafa yorulmuş olan benzersiz eylemidir : Ömrünün bir aşamasına geldiğinde, yaşadığı yer (evi) olan &#8220;Bilgi Ağacı&#8221;yla birlikte kendini ateşe vererek, kül olana kadar yanmakta ve ardından o küllerin içinden tekrar doğmaktadır! Bu nedenle Simurg; ölümsüzdür&#8230; </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Tüm bu efsanevi özelliklerinin yanında canlılara en zor anlarda yardım ettiği ve kendine en fazla ihtiyaç duyulduğu zamanlarda ortaya çıkarak varlığını gösterdiği söylenmektedir… Her zaman yanlız olan bu kuşun kendinden yardım isteyenlere asla &#8220;hayır&#8221; cevabı vermediği rivayet edilmektedir… Varlığı, yanında bulunana tarifi mümkün olmayan bir mutluluk, sükunet ve huzur vermektedir… Simurg ortaya çıktığında, onu görebilme şansına erişenlerin bir daha asla eskisi gibi olmadıkları da rivayetler arasındadır… Simurg, dünyaların yıkılışları ve tekrar tekrar yapılışlarına şahit olmuştur. Bu nedenle bilgeliği akılların ötesindedir&#8230; Onun yer ile gök arasında birliği sağlayacağı söylenmektedir&#8230; Uçuşa kalktığında, bilgi ağacının yapraklarının titremesi nedeniyle dökülen tohumların dünyanın her yanına dağıldığı, gelmiş geçmiş her bitki çeşidinin kök salmasını sağladığı ve bu bitkilerin insanoğlunun hastalıklarını tedavi ettiği gibi bazı rivayetleri anlamlandırmaya çalışmak ise konuşanların akıllarını zorlamaktadır adeta… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Tüm halkların kendilerine has farklı şekillerde ondan söz etmesi de son derece gizemlidir… Bu derece bilinen ve bu derece gözlerden ırak bir kuştur Zümrüd-ü Anka… Her yerde var olduğu halde, hiçbir yerde bulunamayan bir kuş… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">*** </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Yolculuk başlayalı uzun zaman olmuştur… Her gün farklı diyarların üzerinden uçan,<span>  </span>daha evvel tatmadıkları deneyimler yaşayan ve yeni şeyler öğrenen sürü, günlerin nasıl aktığını belirli bir süre anlamamıştır adeta… Kuşlar Simurg hakkında bildikleri efsaneleri tartışarak yollarına devam ederken, bahsedilen zorlu vadilere de yaklaştıklarını bilmeleri, onların gittikçe daha fazla sessizleşmesine yol açmıştır. Efsanelerde duyulan yerlere gitmenin onlarda meydana getirdiği düşünceli sessizlik, aynı zamanda günlük hayatlarında düşünmedikleri şeyleri de düşünmelerine zemin hazırlamıştır. Konakladıkları ve mola verdikleri yerlerde Simurg&#8217;un kahramanlara nasıl yardım ettiğini, onunla birlikte aşılamaz denen dağları geçerek çok uzak diyarlara gittiklerini anlatmakta ve kahramanların orada kendileri için paha biçilmez hazinelere ulaştıklarından bahsetmektedirler. Her kuş toplumunun bu hazinelerle ilgili farklı varsayımları vardır… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">En ürpertici rivayetlerden biri de, Kaf Dağı&#8217;nın normal bir kuş için bulunamaz olmasıdır! Nice zorluklar aşsa dahi arayanlar, Simurg&#8217;un sadece kendini bulmaya hazır olanlara görüneceği söylenmektedir! Ona çabayla dahi ulaşılamamakta ancak ulaşanlar da ancak çabalayanlar arasından çıkabilmektedir… Bir rivayete göre Simurg, kendisini bulana ya ölümsüzlüğü, ya da aradığı en değerli hazineyi vermektedir… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">O, kuşların göklerdeki hükümdarıdır ve her şeyi bilmektedir… Yolun sonuna gelmeyi başarabilenler O&#8217;nu Kaf Dağı&#8217;nda,<span>  </span>Bilgi Ağacı adı verilen ağacın dallarında bulacaklardır… Ancak Kaf Dağı&#8217;nın eteklerinin dahi bulutların üstünde olması, yolculuğun zorluğu hakkında daha net bir fikir vermektedir…<span>  </span></font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">*** </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Tüm bu rivayetlerle geçen uzun yolculuk içerisinde, zamanla birçok kuş yolculuktan çeşitli gerekçelerle vaz geçmeye başlar… Yolculukları boyunca her an yanındakilere yol gösteren ve onları devam etmeye teşvik eden bilge kuş olmasa, belki de yolculuk henüz dağın eteklerine dahi ulaşamadan son bulacaktır… Oldukça fazla kuşun yolculuğu bırakmasından sonra geriye kalanlar en sonunda Kaf Dağı&#8217;nın eteklerine ve aynı zamanda efsanelerde geçen meşhur vadilerin başlangıcına ulaşırlar&#8230; Ve tıpkı bahsedildiği üzere en büyük zorluklar yolculuğun bu aşamasından itibaren başlar… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Bu tip vadilerden uçmak gibi bir deneyimi daha evvel hiç yaşamamış olan kuşlardan bazıları hızla rahatsızlanır, tedirgin olur ve geri dönme kararı alırlar… Kimileri bir süre dinlenmek üzere o anda üzerinde uçtuğu vadiye doğru alçalarak sürüden ayrılırlar, belki de bir daha onları hiç yakalayamayacaklarını bilmeden… Kimileri o vadilerde gördükleri benzersiz güzelliklere dalarak yollarını kaybederler… Mazeretler gittikçe artar… İlerledikçe, çoğu içlerinde tarifi mümkün olmayan bir özlem hissederler geride bıraktıklarına… Yurtlarını, halklarını, o tanıdık ve bildik dünyalarını özlemişlerdir! Zaten bu zorlu yolun sonu da meçhuldür… Kitleler halinde gruptan ayrılmalar başlar&#8230; Bu sonu gelmeyecek gibi görünen yolu kimileri öfke ve kavgacılıkları nedeniyle terk eder, kimi kuşlar ise yol arkadaşlarının onlardan ayrıldığını görerek kararlılıklarını yitirirler… Kartalların çoğu kibirlerinden dolayı ayrılır sürüden. Krallıklarını özlemiş ve haşmetlerinin gittikçe silindiği bu yolculuktan sıkılmışlardır… Artık şarkı söyleyerek ilgi toplayamayan birçok bülbül ve renkli güzelliği ile dikkat çekemeyen birçok papağan da bıraktıkları yaşamlarına dönmek üzere sürüden ayrılır… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">İşin garip yanı, onları dağın eteklerine kadar getiren bilge kuşun yolculuğu<span>  </span>bırakmak isteyenleri bu aşamadan sonra geri çevirme gibi bir çaba göstermediğine şahit olmalarıdır! Bu durumu kendisine sorduklarında net bir cevap alamazlar… Simurg&#8217;un tüyünün bulunduğunu ve onun gerçekten var olduğunu hep ondan öğrenmişlerdir! Yolculuğa inanılmaz bir şekilde önderlik etmiş ancak kendini adeta belli etmemiştir… Tüm bunları düşündüklerinde açıklayamadıkları boşluklar nedeniyle bu işin nereye varacağı hakkında detaylı konuşmak istediklerini iletirler… O ise bu aşamadan sonra sarfedilecek sözlerin, yolun sonunda kendi yaşayacakları deneyim yanında anlamsız olacağını söyleyerek onları cevapsız bırakır…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"><span> </span></font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Sırasıyla istek, aşk, marifet ve istiğna vadilerini geçerler; az kalmalarına rağmen sayıları daha da azalarak… Vahdet Vadisi inanılmaz bir vadidir… Birçoğu burada kalmak, başka hiçbir yere gitmemek ister… Ardından Hayret Vadisi&#8217;nde gördükleri karşısında donup kalırlar… Sonsuza kadar o vadiyi seyretmekten daha güzel ne olabilir ki? Ne yerleri, ne yurtları akıllarına gelmemektedir artık! Hayret halinde kalan nice kuşu geride bırakan küçük grup, tamamen idrakleri ve hayal güçleri dışında olan Yokluk Vadisi&#8217;ne ulaşırlar… Bu vadiden bahsetmek dahi çelişki doğuracak, varlık alanına ait olacaktır&#8230; Tarihte bu vadi hakkında &#8220;bahsedilen her ne varsa, o değildir&#8221; denmektedir… Doğası gereği hakkında hiç konuşulamayan ve sonsuza kadar da konuşulamayacak olan Yokluk Vadisi… Ona ulaşanlar dışında tüm varlıklar için sonsuza kadar bir sır olarak kalacak bu vadi Kaf Dağı&#8217;nın son vadisi ve Simurg&#8217;un yuvasına açılan kapıdır… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">***</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Sonunda, geriye kalan azınlık tüm efsanelerin bağlandığı o &#8220;En Kutsal Yer&#8221;e varırlar. Önlerinde tüm heybetiyle Bilgi Ağacı durmaktadır… Hepsi huşu içindedirler… Tüm zerrelerine kadar kutsalla dolu bu mekana gelmek için hatırlayamadıkları kadar uzun bir yolculuk yapmışlar ve topluluklarının neredeyse tamamını yolda bırakmışlardır… Sadece bir avuç kuş olarak oraya varmak hayal gibidir! Mutlak bir sessizliğin içinde ağır ağır Bilgi Ağacı&#8217;na doğru ilerlerler… Bilgi ağacının üzerinde otuz tane tablet vardır… Hiç bir ses çıkmaz gruptan… Neredeyse fiziksel olarak dokunulabilecek bir sessizlik içerisinde herbiri, kendine yakın tabletin bulunduğu dala usulca yerleşir ve okumaya başlar… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">&#8220;Yuvanıza hoş geldiniz&#8221; yazmaktadır tabletin başında. İçlerindeki duygu fiziksel bedenlerini zorlamaya başlamıştır. Öyle beklenmedik, öyle akıl almaz birşeyi idrak etmeye başlamışlardır ki, bedenleri bu idrakin yoğunluğuyla titremeye başlar… Yazı şöyle devam etmektedir : </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">&#8220;Burası Si (otuz) – murg (kuş)&#8217;un evidir…&#8221; </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">*** </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Bu esrimenin şiddetiyle o ana kadar inandıkları, oldukları, zannettikleri herşey ve tüm kimlikleri, idrak ettikleri Hakikat karşısında yanmaya ve yok olmaya başlar! Aynı anda dallarında oturdukları Bilgi Ağacı&#8217;da alev alır! Varoluşlarının açığa çıkan sırrı tüm varlıklarını Bilgi Ağacı&#8217;yla birlikte yakmaya başlamıştır! Mit; tıpkı sonsuzluktan beri gerçekleştiği ve sonsuza kadar gerçekleşmeye devam edeceği gibi gerçekleşmektedir! Herbiri birbiriyle tıpatıp aynı renkte küllere dönüşene kadar yanarlar… Ve sonunda, geriye yanacak hiçbirşey kalmadığında, o küllerin içinden doğar Zümrüd-ü Anka… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">***</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Ve Simurg; kendini idrak eder…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"><span> </span></font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">*** </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Efsane gerçekleşmiş, yolculuk yapan otuz kuş Yokluk Vadisi&#8217;nde gözden kaybolmuşlardır… Simurg&#8217;u bulmayı başaran tüm kuşlar gibi, onlar da bir daha asla Yokluk Vadisi&#8217;nden geri dönemeyeceklerdir… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Otuz arayıcı kuş artık yoktur… Arayan Aranan&#8217;da yok olmuş; aşık ve maşuk yoklukta birleşmiştir… Yokluk Vadisi&#8217;nden uzaklaşırken her birinin bedeni kendilerine has renklere bürünerek, gökküşağının ahengi içinde farklılaşan renkler gibi, farklılaşmaya başlarlar Birlik içinde … Ancak yansıttıkları artık Simurg&#8217;un renkleridir… Ve gözlerin sahibi değişmiştir… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">*** </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Çokluğun ahenginde; Birlik…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Varlığın içinde; Yokluk…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Yokluğun rahminde; Varlık… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">*** </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Kuşlar yurduna doğru uçmaya başlarlar… Uzun uçuşları sırasında daha evvel yolculuktan vazgeçen arkadaşlarını görürler… Karar kıldıkları vadileri anlatarak çevrelerine büyük kalabalıklar toplayan kuşları… Zamanla kendileri de iyice inanmaya başlamışlardır anlattıklarına… Yaşadıklarının mutlak Hakikat olduğuna… Çevrelerine topladıkları büyük kalabalıklara Simurg Efsanesi&#8217;ni ve varoluşun sırlarını coşkuyla anlatırlarken, üzerlerinden sessiz sedasız geçen otuz kuşu fark edemeyeceklerdir… Şans eseri gözleri onları yakalayanlar ise, geldikleri köye dönen otuz sıradan kuştan başkasını göremeyeceklerdir gökyüzünde… Hiçbir fiziksel ayırdedici farklılığa, ize, nişana ve belirtiye sahip olmayan otuz görünmez kuş… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Kuşlar yurduna vardıklarında halkları onları coşkuyla karşılarken, bir zamanlar yolcu ettikleri otuz kuşu karşıladıklarını sanırlar… Bir zamanlar yolcu ettiklerini sandıkları otuz kuşa sarılırlar… Aileleri, arkadaşları ve halkları belki de asla bilemeyeceklerdir içlerinde ikame edeni… Sadece onlara belirli bir nazarla bakabilenler fark edebilecektir kalıbın ardındaki farklılığı; diğerleri onlara heyecanla sorarlarken Simurg&#8217;un var olup olmadığını… Ve tüm o efsanelerin… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Soranlara Simurg&#8217;un herşeyden daha gerçek olduğunu söyleyeceklerdir…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Neden yardıma gelmediğini ve kendilerine görünmediğini sorduklarında meraklı kalabalık bu garip halli dostlarına; O&#8217;nu görmek için yeterince uğraşan herkese görüneceği cevabını alacaklardır… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">&#8220;Nasıl yeterince?&#8221; sorusuna aldıkları cevabı ise uzun zaman düşünmek zorunda kalacaklardır : &#8220;Kendinden vaz geçecek kadar…&#8221; </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Bir yandan O&#8217;nun yakınlığını, öte yandan ise O&#8217;nun uzaklığını nasıl anlatabileceklerdir kalabalığa? Sonunda, yapabilecekleri yegane şeyi yapmaya ve halklarına yolculuklarını sembolik bir hikaye ile anlatmaya karar vereceklerdir… Ve halkları bu hikayeye aşık olacaktır… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Hikayeler yerine Simurg&#8217;a aşık olanlara ise, yanan ateşin karşısında şu sözleri aktaracaklardır : </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">&#8220;Simurg&#8217;u bir ölümlü asla göremez… O&#8217;nu sadece Kendisi görebilir…&#8221; </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">3 </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">&#8220;………..ece Kendisi görebilir…&#8221; </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Çarpacak yer bulamadığından sonsuz boşlukta yankılandı kaynağı mekansız kelimeler…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Başta bildikleri dinleyene ulaşamadıkları gibi…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Arkalarında da söyleyeni bulamadılar… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">4 </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Ateş yanmazken duyulmayanlar, ateş yanarken duyuldu…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Ateş yanarken duyulanlar, ateş söndüğünde dirildi…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Dirilince anladı, orada oturmuyor…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Ve Doğuran aslında; bir çocuk doğurmuyor… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">5 </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Yananlar küle döndükten sonra; sessizlik…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Öteki kalmadığında…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">Sessizlik…</font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">… </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">6 </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">. </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"><span> </span></font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman">7 </font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"><span> </span></font></span><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"><span> </span></font></span><strong><em><u><span style="font-size:16pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"><span> </span>Çağrı Dörter / cdorter@gmail.com</font></span></u></em></strong><span style="color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/reelcosmos.wordpress.com/51/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/reelcosmos.wordpress.com/51/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/reelcosmos.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/reelcosmos.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/reelcosmos.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/reelcosmos.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/reelcosmos.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/reelcosmos.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/reelcosmos.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/reelcosmos.wordpress.com/51/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/reelcosmos.wordpress.com/51/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/reelcosmos.wordpress.com/51/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=51&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/10/16/simurgu-ararken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3ea44e78daa2eadfe7a10d718489444a?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sciftci</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Radikal bir özerklik filozofunun ardından</title>
		<link>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/10/10/radikal-bir-ozerklik-filozofunun-ardindan/</link>
		<comments>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/10/10/radikal-bir-ozerklik-filozofunun-ardindan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 10 Oct 2007 10:46:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sciftci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://reelcosmos.wordpress.com/2007/10/10/radikal-bir-ozerklik-filozofunun-ardindan/</guid>
		<description><![CDATA[

 


Andre GORZ intihar etti



Türkiye&#8217;de Elveda Proletarya adlı kitabıyla tanınan Andre Gorz, çılgınca âşık olduğu karısıyla birlikte hayata elveda dedi
Andre Gorz ve 58 yıldır hayatı paylaştığı Dorine, 24 Eylül 2007&#8242;de birlikte ölmeyi seçtiler. Gorz 84, 20 yıldan beri acımasızca ilerleyen bir hastalığın pençesinde olan Dorine 83 yaşındaydılar. Andre Gorz, eşinin hastalığı ortaya çıktıktan sonra, kurucuları arasında [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=50&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><table border="0" align="right" width="115" cellPadding="2" cellSpacing="0">
<tr>
<td bgColor="#f2f2f2" align="center"><font size="2" face="Arial,Verdana,MS Sans Serif, geneva, helvetica"> </font></td>
</tr>
<tr>
<td bgColor="#f2f2f2" align="center"><font size="1" face="Arial,Verdana,MS Sans Serif, geneva, helvetica">Andre GORZ intihar etti<br />
</font></td>
</tr>
</table>
<p><font face="Tahoma"><strong>Türkiye&#8217;de Elveda Proletarya adlı kitabıyla tanınan Andre Gorz, çılgınca âşık olduğu karısıyla birlikte hayata elveda dedi</strong></font></p>
<p>Andre Gorz ve 58 yıldır hayatı paylaştığı Dorine, 24 Eylül 2007&#8242;de birlikte ölmeyi seçtiler. Gorz 84, 20 yıldan beri acımasızca ilerleyen bir hastalığın pençesinde olan Dorine 83 yaşındaydılar. Andre Gorz, eşinin hastalığı ortaya çıktıktan sonra, kurucuları arasında yer aldığı Nouvel Observateur dergisinden 1983&#8242;te emekli olmuş, Paris&#8217;e bir buçuk saat mesafede, büyük bir bahçe içinde yer alan müstakil bir eve taşınmış ve hayatının büyük bölümünü, ıstıraplı bir hastalığa karşı mücadele veren karısının bakımına hasretmişti. <span id="more-50"></span><br />
Tam bir yıl önce yayınladığı, D.&#8217;ye Mektup. Bir Aşk Hikâyesi başlıklı son kitabında, Dorine&#8217;e olan büyük aşkını ve bu aşkı hayatının son deminde bütün varoluşsal derinliğiyle yeniden keşfedişini anlatıyordu. Kendi ismiyle özdeşleşen eserlerin gizli kalmış ikinci isminin, 1947&#8242;de tanıştıkları tarihten itibaren hiçbir zaman kesilmemiş olan yoğun bir diyalog sürdürdüğü Dorine olduğunu kitapta ilan ediyordu. Yaşadığı yoğun düşün yaşamı nedeniyle ona yeterince zaman ayıramamış olmaktan dolayı ne denli pişman olduğunu da, bu aşk mektubu vesilesiyle son derece güzel bir üslupla dile getirmişti.<br />
D.ye Mektup&#8217;u okuyanların bu birlikte intihar haberine çok şaşırmamış olmaları gerekir. Gorz, Dorine&#8217;le yaşadığı aşk tutkusunu, &#8216;ötekiyle, ve sadece onunla, ruh ve vücut olarak bir tür titreşime girme hali&#8217; olarak betimliyordu. Kendisini &#8216;var eden&#8217;in Dorine olduğunu, bu tutkulu aşklarının &#8216;felsefenin ötesinde ve dışında&#8217;, &#8216;başka bir dünyaya ulaşmalarını sağladığını&#8217; belirtiyordu. 24 Eylül günü onları ziyarete gelen yakınları, kapının dışında &#8216;jandarmaya haber verin&#8217; ikazını ve çiftin yerde yan yana yatmış vücutlarını buldular. Dorine&#8217;in hastalığı çok büyük acılarla, son safhaya gelmişti. Birinin ölümü diğeri için ölümden de beter bir boşluk yaratacaktı. &#8216;Geride kalan olma&#8217;yı Gorz kabul etmedi. Birlikte düşündüler, ürettiler, mücadele ettiler, sevdiler, yaşlandılar ve birlikte bize veda ettiler.<br />
<font size="3" color="#800000" face="Tahoma"><strong>Gazeteci Gorz</strong></font><br />
Türkiye&#8217;de Andre Gorz, Elveda Proletarya kitabı vesilesiyle tanındı. Fransızcası 1980&#8242;de yayımlanan bu kitabın Türkçe çevirisini Alfa Yayınları basmıştı. Kitapta, çalışma düzeninde ve emek dünyasında yaşanan gelişmelere dikkat çekiliyor ve bunlar ışığında gelecekle ilgili değerlendirmelerde bulunuyordu. Bu gözlem ve değerlendirmeler o dönemde Türkiye sol çevreleri tarafından son derece soğuk, hatta düşmanca biçimde karşılandı. 1985&#8242;te, 15 günlük Yeni Gündem&#8217;de, kitabı tanıtan yazıma dost bir Marksist öğretim üyesinden gelen tepki anlamlıydı. Bunların yanlış şeyler olmadığını, ama &#8216;konuşulmasının, tartışılmasının Türkiye için daha erken ve bu nedenle sol için zararlı olacağını&#8217; ortak bir dostumuz aracılığıyla bana iletmişti. Sanırım bugün Türkiye&#8217;de sol düşün ve hareketin içinde bulunduğu üzücü durumun nedenlerinin önemli bir kısmını özetliyor bu tavır.<br />
Daha sonra, Ayrıntı Yayınları Andre Gorz&#8217;un son dönemde yazdığı üç kitabın çevirilerini yayınladı: İktisadi Aklın Eleştirisi, Kapitalizm, Sosyalizm, Ekoloji ve Yaşadığımız Sefalet/Kurtuluş Çareleri. 1946&#8242;da Sartre&#8217;la tanıştıktan sonra onunla birlikte uzun bir düşün yolculuğuna çıkan, asıl adı Gerard Horst olan Andre Gorz, 1923 yılında Viyana&#8217;da doğdu. Babası Yahudi, annesi Katolik&#8217;ti. Hitler&#8217;in Avusturya&#8217;yı Almanya&#8217;ya ilhak etmesinin ardından, Lozan&#8217;a mülteci olarak yerleşmiş ve kimya eğitimi almıştı. Ardından, Lozan&#8217;da, Paul Valery ve Jean-Paul Sartre okuyarak hayatına yepyeni bir rota vermişti. Britanya yurttaşı olan Dorine&#8217;le Lozan&#8217;da tanıştı. Sartre ve Beauvoir&#8217;la da. Varoluşçu felsefeye nüfuz edişi Sartre&#8217;ın dikkatini çekti. Gorz&#8217;un düşün dünyasında tanınmasına, 1958&#8242;de yayımladığı kısmen otobiyografik bir çalışma olan Hain sağladı. Sartre&#8217;ın kitaba yazdığı önemli önsöz, Gorz&#8217;un kişisel yaşam patikasıyla varoluşçu düşün arasındaki ilişkiyi sergileyen, bir tür varoluşçu manifestoydu.<br />
Sartre&#8217;ın ısrarıyla Paris&#8217;e yerleşen Andre Gorz, Michel Bosquet takma adıyla iktisadi konularda gazetecilik yapmaya başladı. Şimdi öğreniyoruz ki, ona bu konuda en büyük yardımı yıllarca Dorine sağlamış ve İngilizce kaynaklara ulaşma kolaylığı sayesinde Gorz&#8217;un basın dünyasında hızla dikkat çekmesine yardım etmiş. Gorz 1964&#8242;te Nouvel Observateur&#8217;un kurucu ortağı olarak, bu haftalık haber dergisinde yayın yönetmenliğine başlamıştı. Gorz, emek dünyasındaki gelişmelerle ilgili çarpıcı gözlemlerinin yer aldığı kitabını, İşçi Stratejisi ve Neokapitalizm&#8217;i de aynı yıl yayımladı.<br />
1980&#8242;da yayımlanan Elveda Proletarya&#8217;da, 1960&#8242;lardan itibaren gözlemlemeye başladığı, yeni üretim biçimlerinin değerden düşürdüğü ve dışladığı ücretli emeğin yeni toplumsallık arayışlarına daha radikal biçimde işaret ediyordu. Bu arayışını, Türkçe&#8217;ye çevrilmiş diğer üç kitabında kararlılıkla sürdürdü. Daha önce şiddetle karşı çıktığı bazı önerileri, iktisadi ve toplumsal gelişmeler ışığında ve düşün terazisinde yeniden tarttıktan sonra benimseme ve savunma cesaretini gösteren ender düşün insanlarından biriydi. Buna bir örnek, 1980&#8242;lerde şiddetle eleştirdiği yurttaşlık geliri önerisini, 1990 ortasından itibaren hararetle savunmaya başlamasıdır. Bunu meta ilişkisinin tahakkiminden çıkışın ilk adımı olarak görüyordu.</p>
<p><font size="3" color="#800000" face="Tahoma"><strong>Ivan Illich&#8217;in izinde</strong></font><br />
Gorz, aynı zamanda Ivan Illich&#8217;in izini sürerek, kapitalist işbölümünün sadece insanlık üzerinde değil, doğa üzerinde sürdürdüğü yıkıcı tahakkümü de eleştiriyordu. 1975&#8242;te yayımlanan Çevrecilik ve Siyaset, 1978&#8242;de yayımlanan Çevrecilik ve Özgürlük başlıklı kitapları, siyasal çevrecilik hareketleri açısından uzun yıllar elkitabı olarak kullanıldı. İnsanın, meta üretimi sisteminin yarattığı suni ihtiyaçları tatmin etme peşinde hayatını neden heba ettiği sorusuna ömrü boyunca yanıt arayan Gorz için özgürlük, değişimin veya pazarın üretime hakim olması değil, insanların kendi ihtiyaçları için üretimde bulunmalarıdır. Değişimin kendi başına bir amaç değil, bu ihtiyaçların bir türevi olmasıdır. Marx&#8217;ın Grundrisse&#8217;de, Sartre&#8217;ın Diyalektik Düşüncenin Eleştirisi&#8217;nde, insan merkezli sosyalizm yaklaşımlarında dile getirilen temel soruyu Andre Gorz, emek dünyası için, çevre-insan ilişkileri için ve insanın insanlığını yok eden meta üretimi düzeninden kurtulma arayışlarını anlamlandırmak için sürekli sordu. Bunu yaparken, doktriner ve vaaz edici bir &#8216;hoca&#8217; olmaktan dikkatle sakındı. Kuramla dikkatli bir somut gözlemin sentezini ustaca bir biçimde sundu.<br />
Son kuramsal çalışması olan Maddi Olmayan başlıklı kitabı, bilim ve sermayenin nasıl insani amaçlara karşı özünde kayıtsız olduklarını ve bu ikilinin ittifakından doğan ucubenin insanlığı felakete sürükleyebileceğini vurguluyordu. Gorz, felaket tellallığıyla yetinmeyecek kadar düşünceye önem verdiği için, günümüz bunalımının sermaye ve bilim arasındaki ittifakta ortaya çıkan çatlaklarla ilişkisine de dikkat çekmekten geri kalmıyordu. Günümüzün yeni toplumsal muhalefetleri ve yeni toplumsallıkları içinde, başka bir dünyanın mümkün olduğuna, insanların yaratıcı güçlerinin sermaye ve bilimin soğuk ve ruhsuz egemenliğini yenebilecek ya da onun yanından geçip, devre dışı bırakabilecek yetiye sahip olduklarının kanıtlarını arıyordu.<br />
Andre Gorz, faydacı yaklaşımla liberalizmin izdivacından ortaya çıkan insan suretli yaratığa ve neo-liberal tahakküme karşı, insanın içindeki özerklik ateşini aramayı ve göstermeyi yaşamının son gününe kadar sürdürdü. İnsanın özgelişiminin metalaşmış üretime tabi kılınamayacağını, kılınmaması gerektiğini bize her fırsatta hatırlattığı, insanların el yordamıyla da olsa buna karşı sürdürdükleri küçük mücadeleleri keskin tespitleriyle birleştirip, anlamlı kıldığı için, özgürlükçü sosyalizme inanmış biri olarak ben Andre Gorz&#8217;a çok şey borçluyum.</p>
<p><strong>kaynak</strong></p>
<p><strong>Ahmet İNSEL</strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/reelcosmos.wordpress.com/50/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/reelcosmos.wordpress.com/50/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/reelcosmos.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/reelcosmos.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/reelcosmos.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/reelcosmos.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/reelcosmos.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/reelcosmos.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/reelcosmos.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/reelcosmos.wordpress.com/50/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/reelcosmos.wordpress.com/50/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/reelcosmos.wordpress.com/50/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=50&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/10/10/radikal-bir-ozerklik-filozofunun-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3ea44e78daa2eadfe7a10d718489444a?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sciftci</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kant&#8217;ın özgürlük nosyonu ve 301</title>
		<link>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/08/kantin-ozgurluk-nosyonu-ve-301/</link>
		<comments>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/08/kantin-ozgurluk-nosyonu-ve-301/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jun 2007 00:40:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sciftci</dc:creator>
				<category><![CDATA[MAKALE]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/08/kantin-ozgurluk-nosyonu-ve-301/</guid>
		<description><![CDATA[          Düşünmek, insanoğlunun tarih boyunca kendisi ile giriştiği bir mücadeledir. İnsanın birey olma aşamasında aklına, özgürlüğüne ve kendi aydınlığına sahip çıktığı hayati bir mücadeledir. Özellikle, 301 ile ilgili yayınlanan, daha çok &#8220;ifade ve düşünce özgürlüğü&#8221; özelinde pratik ve Türkiye&#8217;nin sıcak gündemi ile yakından iniltili sorunsallara temas eden ve bu bağlamda önemli açılımlar içeren yazılara tanık olduk. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=49&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">          Düşünmek, insanoğlunun tarih boyunca kendisi ile giriştiği bir mücadeledir. İnsanın birey olma aşamasında aklına, özgürlüğüne ve kendi aydınlığına sahip çıktığı hayati bir mücadeledir. Özellikle, 301 ile ilgili yayınlanan, daha çok &#8220;ifade ve düşünce özgürlüğü&#8221; özelinde pratik ve Türkiye&#8217;nin sıcak gündemi ile<span id="more-49"></span> yakından iniltili sorunsallara temas eden ve bu bağlamda önemli açılımlar içeren yazılara tanık olduk. Ben bu yazımda, kadim bir nosyon olan &#8220;özgürlük&#8221; kavramı ve onun felsefik kimyası üzerinde durmak istiyorum. Bu kertede, bence özgürlüğü ve özgür olma durumunu insanlığın merkezine koyan, ve Aydınlanma nosyonuna hayat veren üstad filozof Kant&#8217;tan ve onun siyaset felsefesinden bahsetmekte büyük yarar olduğu kanaatindeyim.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">KANTÇI YAKLAŞIM</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Tarihsel döngü içerisinde ortaya çıkan ve tüm insanlık tarihini farklı bağlamlarda derinden etkileyen liberalizm, sosyalizm, muhafazakârlık, milliyetçilik, demokrasi gibi özgün epistemolojik temelleri olan bu geniş yelpazedeki ideoloji ve yaşam biçimlerinin toplumsal formasyonlarda en çarpıcı gönderim noktası, özgül içeriklerde de olsa &#8220;özgürlük&#8221; kavramı ve bu kavramın özüne öne sürülen postülasyonlardır. Özgürlük ve onun değeri üzerine yoğrulan düşüncelerin çekirdeği, bizatihi özgürlüğün kendisi, onun insan aklını, dünyayı ve hayatımızı biçimlendirme, onu dönüştürme bağlamında, özgürlüğün zihnimizde yarattığı eylem alanıdır.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Bu minvalde, özgürlüğün ne olduğuna dair gerek büyük tarih felsefelerince gerekse önemli düşünürler tarafından yapılan tüm ontolojik tanımlamaların temel ekseninde modernitenin en temel payandası olan &#8220;Aydınlanma&#8221; yatar. En genel anlamıyla ifade edersek Aydınlanma bir olgunluk durumudur. A.Y. Sarıbay&#8217;ın da dikkatle vurguladığı gibi &#8220;aklın özgürlüğünü simgeleyen Aydınlanma, esas itibariyle, insanın bir başkasının rehberliği olmadan kendi aklını kullanmaya muktedir oluşundan yani reşit hale gelişinden başka bir şey değildir&#8221; (2001: 9).</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Kant&#8217;ın modern felsefeye kazan- ( dırdığı bu yeni boyut, bireyin, onun ayırtedici özelliği olan akıl yoluyla bilgi üzerinde muktedir olma yetisini ortaya çıkarmıştır. Bu sayede insan ve onun aydınlanmış özgür aklı bunun bilincine vakıf olduğu takdirde kendi kaderini kendi tayin edebilecek, kendisinin efendisi olacaktır. Bu kertede, akıl bahşedilmiş bir yaratık olarak insan, özgür, özerk (otonom) ve irade sahibi olmanın bilincine erişecektir. Böyle bir aklın iradesine ve özerkliğine sahip olma ve onu yönlendirebilme özgürlüğü aynı zamanda ahlaki bir boyutu da içkin olarak barındırır. Bu ahlaki boyutun özgül yapısını bireyin hür aklındaki idealleri ve kurgusal yapıları hiçbir dünyevi çıkara ve pragmatik yönelimlere, kendi iradesi dışında oluşmuş sosyal ve tarihsel kurallara bırakmaması; aksine doğanın bireye yüklediği amaç olarak gösterilen bütün bu ampirik evreni ve bu evrenin tarihini aşabilmesi, bizatihi kendisinin bu süreçlere yön vermesi oluşturur. Ünlü Alman filozof Kant&#8217;ın da önemle vurguladığı gibi bu süreç, yani insanın kendini rasyonel, eleştirel, ahlaki ve en nihayetinde özgür bir olgun birey olarak algıladığı süreç sanıldığı kadar kolay ve pürüzsüz bir şekilde ortaya çıkmamıştır.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Özgürlüğü belirlenimcilikten uzak bir biçimde anlama çabasında asıl önemli olan nokta &#8220;eski ve aşina yol işaretlerinin (geleneksel metafizik, vahiy, doğal hukuk) artık olmadığı bir dünyada yolumuzu nasıl bulabileceğimiz sorunudur.&#8221; (Booth, s.69).</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Ne Yapmalıyız?</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Özgür ve ussal varlıklar olarak, pratik amaçlarımız uyarınca ve pratik aklın sınırları dâhilinde, tarihe bir yönelim atfedebilir, onu şekillendirebilir ve tarihi aşabilme gibi bir yetkemiz olduğu tasarımını özgür aklımız sayesinde ortaya çıkarabiliriz. Bu bağlamda, özgürlüğün ontolojik parametrelerinin en başatı olan &#8220;akıl (us)&#8221; ve onun yarattığı tasarımlar, tarihi aşan idelerdir. Bu noktadan hareketle, bizi tarihe yönlendiren temel saik öğrenme arzusundan ve meraktan ziyade &#8220;ne yapmamız gerekir?&#8221; sorusuna yanıt bulma çabasıdır. Ancak bu soruya yanıt verirken tarihe olduğundan fazla bir değer yüklememek gerekir. Yani tarihin akışı içerisinde tam belirlenmiştik ve hiç belirlenmemiştik arasında yolumuzu nasıl bulacağımız kendimize sormamız gereken bir sorudur. İşte tam da bu noktada; özgürlük sorunu devreye girer. Kantçı bir perspektiften kendi kaderini tayin etme hakkı olarak vurguladığımız özgürlüğü örtülü bir fatalizmden (kadercilik) kurtarmak için yukarıda bahsettiğimiz bu iki aşırı tasarımından sıyrılmak elzemdir. Özgürlüğün ve ahlaki eylenflerimizin yarattığı bu ortam bize hem ilerlemenin hem de barış tasarımlarının bulgularını verir. Bu barış ve ilerleme tasarımlarının ampirik evrende vuku bulmaması bir olumsuzluk olarak değerlendirilebilir. Ancak bu tasarımların özgür aklımdaki varlıkları en azından toplumsal-tarihsel olguları yönlendirmemde etkili olabilirler.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Tam da bu minvalde, &#8220;Aydınlanma&#8221; dediğimiz pratik ve özgür aklın ahlakiliğini kutsayan, insanı kendi yaratmış olduğu vesayetten ve dış dünyaya bağımlı olmaktan kurtaran, insanın özgürlük ve rasyonalitesinin farkına varmasıyla onu ahlaki bir olgunluğa eriştiren, modernitenin en güçlü ayağı, insanlığa unuttuğu sorumluluk hissini hatırlatmış, onu tercihlerinin, seçişlerinin ve eylemlerinin merkezine koymuştur. Özgürlüğün ana eksenini oluşturan &#8220;Aydınlanma&#8221;&#8216;nın doğurttuğu bu ahlaki sorumluluktan kaçtığımız anda dünya bizim yönettiğimiz bir yer olmaktan çıkar ve deneyimler ve deneyler dünyası haline gelir. Bu dünyada meydana gelen her şeyi belirlenmiş olarak kabul etmemiz ve sorumluluktan kaçmamız özgürlüğümüzden vazgeçmemizi de beraberinde getirir.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">&#8220;301 garabetine&#8221; ilişkin tartışmalarda da-</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">ha çarpıcı bir biçimde de görüldüğü gibi, özgürlüğün ve özgür olma durumunun ana eksenini oluşturan &#8220;Aydınlanma&#8221;&#8216;nın doğurttuğu bu ahlaki sorumluluktan kaçtığımız anda ve kendimizi 301&#8242;in sabık koruyucularına, 301&#8242;in varlığından enerji alan, bir anlamda 301&#8242;i yaşamının ve kimliğinin tanımlayıcı unsuru haline getiren, insanın birey olma hasletiyle sahip olduğu özgürlüğü, 301&#8242;in dar, biçimsel ve pozitivist hukuk kurallarının kalıplarına sıkıştıran, irade ve aklımıza hükmetmek isteyen dünyevi, kısmi ve pragmatik yönelimli korkulara; bir anlamda bu korkuların izdüşümlerine (Kerinçsiz ve güruhu) bırakmış oluruz.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Ve sonuçta, Kant&#8217;ın insanlığı uyardığı gibi; dünya bizim yönettiğimiz bir yer olmaktan çıkar ve Kerinçsiz ve Kerinçsiz gibilerinin dünyevi ve dokunulmaz dünyası haline gelir. Bundan dolayı, insanlığın kendini düşürdüğü bu esaretten ve bağımlılıktan kurtarması için &#8220;ne yapmalıyız?&#8221; sorusunu sormalı ve bunun cevabını pratik aklımızın deneyimler dünyasından bağımsız olduğu yerde aramalıdır. Böyle bir çaba için 301&#8242;i kutsayan seküler tanrılarla ve onların &#8220;sivil&#8221; koluyla mücadele etmek ve eyleme geçmek gerekiyor. Bizi eyleme geçirecek itici güç ise hür aklımız, onun dış dünyadan ve deneyden bağımsız tasarımlarının bizi yattığımız derin uykudan uyandırarak, aydınlattığı ahlaki sorumluluğun farkına varmak yani özgür olduğumuzun aslında hep özgür olduğumuzun saf ve değişmez gerçekliğine vakıf olmaktır. Böyle bir farkına varış için bir meydan okuyuş, bir cesaret elzemdir. Aslo-lan aydınlanma işte budur. * Sabancı Üniv.-SSBF, Asistan</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">KAYNAKÇA</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">» Booth, W.J., (1986), Interpreting the World-Kant&#8217;s Philisophy of History and Politics, Uni. Of Toronto Press, Toronto. » Kant, I. (1983), Perpetual Peace and Other Essays, çev. T. Humphery, Hackett, Indianapolis.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">» Sarıbay, A.Y., (2001), Postmodernite, Sivil Toplum ve islam, ALFA Basım Yayım Dağıtım Ltd.Şti., İstanbul.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><u><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Kaynak</font></span></u></em><em><u><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">05.06.2007 Tarihli Birgün Gazetesi</font></span></u></em><em><u><span style="font-size:14pt;color:blue;"><span style="text-decoration:none;"><font face="Times New Roman"> </font></span></span></u></em><em><u><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Ümit <span> </span>KURT </font></span></u></em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/reelcosmos.wordpress.com/49/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/reelcosmos.wordpress.com/49/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/reelcosmos.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/reelcosmos.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/reelcosmos.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/reelcosmos.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/reelcosmos.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/reelcosmos.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/reelcosmos.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/reelcosmos.wordpress.com/49/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/reelcosmos.wordpress.com/49/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/reelcosmos.wordpress.com/49/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=49&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/08/kantin-ozgurluk-nosyonu-ve-301/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3ea44e78daa2eadfe7a10d718489444a?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sciftci</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bırakıp Gitmek</title>
		<link>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/08/birakip-gitmek/</link>
		<comments>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/08/birakip-gitmek/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jun 2007 00:21:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sciftci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Felsefe]]></category>
		<category><![CDATA[MAKALE]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/08/kant%e2%80%99in-ozgurluk-nosyonu-ve-301/</guid>
		<description><![CDATA[        Herşeyi geride bırakıp uzun bir yolculuğa çıkma özlemi hemen hemen hepimizde vardır. Monoton bir hayatın getirdiği sıkıntılardan kurtulmak, dertlerimizi kısa bir süre için bile olsa arkamızda bırakmak, yeni diyarlar görmek, yeni dostlar edinmek, bu özlemin altında yatan belli başlı nedenlerdir. Bazı insanlarda ise bu özlem yukarıda sıraladıklarımızın çok daha ötesinde, çok daha büyük boyutlara [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=48&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">        Herşeyi geride bırakıp uzun bir yolculuğa çıkma özlemi hemen hemen hepimizde vardır. Monoton bir hayatın getirdiği sıkıntılardan kurtulmak, dertlerimizi kısa bir süre için bile olsa arkamızda bırakmak, yeni diyarlar görmek, yeni dostlar edinmek, bu özlemin altında yatan belli başlı nedenlerdir. Bazı insanlarda ise bu özlem yukarıda sıraladıklarımızın çok daha ötesinde, çok daha büyük boyutlara ulaşır.<span id="more-48"></span></font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">SLOCUM</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Bundan yüzyıl kadar önce Slocum adında, sıradan bir Amerikalı kendi yaptığı bir tekne ile dünyanın çevresini dolaşmaya çıkar. Slocum&#8217;un bazı yetenek ve malzeme eksiklikleri vardır, yüzme bilmemesi bunlardan sadece bir tanesidir. O zamanlarda daha konserve icad edilmemiştir, telsiz ve radyo da yoktur; ayrıca Slocum&#8217;un uğrayacağı bazı limanlarda beyaz insan etinin karaborsada satılması yaygın bir olaydır. Seferinde Slocum&#8217;un başına gelmedik kalmaz. Korkunç bir fırtınada teknesi devrilir. Can havli ile yapıştığı teknesi ile sahile sürüklenerek canını zor kurtarır. Issız bir sahilde gece uyurken yamyamlar hoşgeldine gelirler, fakat böyle bir ziyareti bekleyen Slocum&#8217;un güverteye bol miktarda serpiştirdiği raptiyelere basınca çığlık çığlığa tekneyi terk ederler. Sözün kısası, Slocum, karşılaştığı bütün güçlüklere rağmen bu inanılmaz geziyi başarı ile bitirip Boston&#8217;a döner. Adını duymayan kalmaz, yazdığı kitap, verdiği konferanslar ona epeyce bir gelir sağlar. Fakat şan, şöhret ve para Slocum&#8217;u ancak bir süre tatmin eder, aklı hep uzaklardadır. Onu enginlere çeken bir kuvvet vardır, kendinin de anlayamadığı bir kuvvet. Bir gün dayanamayıp ikinci bir dünya turuna çıkar. Gidiş o gidiş. Bugüne kadar Slocum&#8217;dan haber alan yok&#8230;</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">WİLLİAM UNSOLD</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">William Unsold, Oregon Devlet Üniversitesi&#8217;nde okurken benim felsefe hocamdı. Kendi halinde, pek suya sabuna dokunmayan, her üniversitede bulabileceğiniz bir hoca. Unsold&#8217;un farklı bir özelliği olduğu bir iki sene sonra ortaya çıktı. Bizim munis hocamız Everest Dağı&#8217;na tırmanmayı başaran ilk Amerikan ekibinin üç elemanından biri oldu. Hocamız bu zaferin bedelini donup kangren olan ayak parmaklarının kesilmesi ile ödedi. Bu büyük zaferden sonra paşa paşa evinde oturmak varken Unsold yine tırmanmaya devam etti. Bir gün, bu sefer yanına kızını da alarak, Himalayalar&#8217;ın başka bir zirvesini fethetmeye gitti. Bu sefer fatura biraz daha ağır oldu, dağın başında aniden ateşli bir hastalığa yakalanan kızı ufacık bir çadırın içinde babasının kolları arasıdan yaşamını yitirdi. bu işin nereye varacağını artık hepimiz az çok tahmin edebiliyorduk. Çok sürmedi, amansız bir heyelan onu o kadar çok sevdiği dağların kucağında aramızdan ayırdı.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">TİBETLİLER</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Modern bilim ve teknolojinin uğramadığı veya dokunmadığı bazı toplumlarda yol çağrısı doruk noktalara ulşaır. Bir çok dinde olduğu gibi Tibet inancında da hacca gitmek koşulu vardır. Tibetli, bu yolculuğunda eşyalarını bir hayvana yükler, fakat kendisi hayvana binmez, yanında yürür. Bu yolculuğun en ilginç yanı, Tibetli hacının aklında belirli bir rota ve ziyaret edecek belirli bir mabet olmayışıdır. Aklı nereye eserse, gönlü nereye isterse oraya gider. Kısacası Tibetli için hac ve yolculuk aynı şeydir.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">PLUWATLILAR</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Buna benzer bir olayı Pasifik Okyanusu&#8217;nun en ücra köşelerinden biri olan Mikronezya&#8217;daki Pluwat adasıdan görürürüz. Pluwat doğal kaynaklar açısından fakir bir ada, bu yüzden ada sakinleri ihtiyaçlarını ancak öbür adalara yaptıkları seferler ile karşılayabiliyorlar. Adalılar Fransız hegemonyası altına girdikten sonra, Fransız hükümeti yerlilerin bütün ihtiyaçlarını kendi gemileri ile karşılamaya başlar; fakat Pluwatlılar yine eskiden olduğu gibi, ağaçtan oydukları kanolara binip bildiklerini okurlar. Yolcular arasında yalnız yetişkin erkekler değil, kadınlar çocuklar ve yaşlılar vardır. Bu yolculuklar ufak gezintiler değil, günlerce, bazen haftalarca süren, yüzlerce kilometreyi kapsayan seferlerdir. Böyle bir sefere katılan ünlü antropolog Thomas Gladwin, East is a Big Bird adlı kitabında, eğer bu seferler yapılmazsa Pluwatlıların ne geçmişi ne de geleceği olur, der.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">HUSREVİ</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Bazı gezginler ise işi kitabına uydurmak için yoğun çabalar harcar. zevk ve sefasına çok düşkün 11. yüzyıl İranlı şair ve gezgin Husrevi, bir gece rüyasında kimliğini bilmediği bir adam tarafında ziyaret edildiğini görür. Bu kişi şaire şaraptan vazgeçmesini ve &#8220;aklı fikri arttıracak&#8221; bir şey bulmasını önerir. Husrevi &#8220;Bunu nerde elde ederim?&#8221; diye sorduğunda esrarengiz kişi eliyle kıble yönünü gösterir ve kaybolur. Husrevi şaraba tövbe edip hacca gider. Döndüğünde yepyeni bir insan olmuştur, işi gücü de iyidir, fakat Husrevi de aynı kolomb ve Slocum gibi tası tarağı toplayıp tekrar yola çıkar ve söylendiğine göre tam 2220 fersahlık -yaklaşık 11.100 km.- yol kateder.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">EVLİYA ÇELEBİ</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Evliya Çelebi&#8217;nin de rüyasında gördüğü Hz.Muhammed&#8217;e &#8220;şefaat ya Resullah&#8221; diyeceğine, &#8220;seyahat ya Resulallah&#8221; demesi, peygamberin de ona, gönlüne göre gezip görme izni verdiğini, Evliya Çelebi&#8217;nin de bunun sonucu yola çıktığını hepimiz biliriz. Kitabına uysun uymasın, yol çağrısı, belki şuuraltına gömülmüş, belki de genetik haritamıza çizilmiş, hepimizin benliğinde yatan bir tutkudur.</font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"> </font></span></em><strong><em><u><span style="font-size:16pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Kaynak</font></span></u></em></strong><strong><em><u><span style="font-size:16pt;color:blue;"><font face="Times New Roman">Turkfelsefesi.com</font></span></u></em></strong><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"><span> </span></font></span></em><em><span style="font-size:14pt;color:blue;"><font face="Times New Roman"><span> </span><span> </span></font></span></em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/reelcosmos.wordpress.com/48/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/reelcosmos.wordpress.com/48/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/reelcosmos.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/reelcosmos.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/reelcosmos.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/reelcosmos.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/reelcosmos.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/reelcosmos.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/reelcosmos.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/reelcosmos.wordpress.com/48/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/reelcosmos.wordpress.com/48/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/reelcosmos.wordpress.com/48/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=48&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/08/birakip-gitmek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3ea44e78daa2eadfe7a10d718489444a?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sciftci</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Can Dündar &#8211; İsteksiz</title>
		<link>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/07/can-dundar-isteksiz/</link>
		<comments>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/07/can-dundar-isteksiz/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Jun 2007 12:56:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sciftci</dc:creator>
				<category><![CDATA[MAKALE]]></category>
		<category><![CDATA[Makaleler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/07/can-dundar-isteksiz/</guid>
		<description><![CDATA[Bir partinin genel başkanı olmak istemezdim bugünlerde..
&#8220;Cumhurbaşkanını halk seçsin&#8221; diye ortalığı ayağa kaldırırken &#8220;Adayları halka seçtirmem&#8221; inadıyla odaya kapanıp bir despot gibi aday listesi hazırlama ikiyüzlülüğünü içime sindiremezdim herhalde&#8230;
Kapandığım odada &#8220;Bu, Aleviler için&#8221;, &#8220;Bu, askerin gözüne girmek için&#8221;, &#8220;Bu, Kürtlere şirin görünmek için&#8221;, &#8220;Bu, solcuları (ya da sağcıları) kandırmak için&#8221; diye isimlerin yanına tık atamaz, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=45&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">Bir partinin genel ba</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">kanı olmak istemezdim bugünlerde..<br />
&#8220;Cumhurba</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">kanını halk seçsin&#8221; diye ortalı</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ı aya</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">a kaldırırken &#8220;Adayları halka seçtirmem&#8221; inadıyla odaya kapanıp bir despot gibi aday listesi hazırlama ikiyüzlülü</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ünü içime sindiremezdim herhalde&#8230;<br />
Kapandı</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ım odada &#8220;Bu, Aleviler için&#8221;, &#8220;Bu, askerin gözüne girmek için&#8221;, &#8220;Bu, Kürtlere </span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">irin görünmek için&#8221;, </span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';"><span id="more-45"></span>&#8220;Bu, solcuları (ya da sa<em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">cıları) kandırmak için&#8221; diye isimlerin yanına tık atamaz, &#8220;Bu, zamanında bana yan bakmı</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">tı&#8221;, &#8220;</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">Ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">u, parti politikalarına kar</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ı çıkmı</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">tı&#8221;, &#8220;O, kes dedi</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">im halde sakalını kesmemi</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ti&#8221; diye bazı isimleri veto edemezdim.<br />
&#8220;Ya</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">landı artık&#8221; diye vefalı dostlarımı biçmek, yakı</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ıklı, güzel ya da popüler diye yeni isimler seçmek, kabiliyete de</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">il, sadakate göre liste tanzim etmek a</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ırıma giderdi.<br />
Hele getirecekleri oyları aldıktan sonra, vitrine koydu</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">um isimleri hızla harcayaca</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ımı ve bir sonraki seçime yeni bir vitrin tasarlayaca</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ımı bilerek bunu yapmak hepten zor gelirdi.<br />
Listeyi yazıp kula</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ımı ele</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">tirilere, telefonumu </span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ikâyetçilere kapatan bir ba</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">kan olmak istemezdim.<br />
* * *<br />
Bir partiden aday da olmak istemezdim bugünlerde&#8230;<br />
A</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">zımı açınca demokratik siyasetten, parti içi demokrasiden, lider sultasından dem vururken adayların açıklanaca</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ı günlerde bu sözleri yutup sipere yatmak, tam konu</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">aca</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ım zaman susmak, a</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ır gelirdi.<br />
Her konu</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">mada genel ba</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">kana saygılar sunmak, tek seçicinin emrinde bir nefer olmak, ama aday gösterilmeme ihtimaline kar</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ı da &#8220;Zaten o parti de, lideri de 5 para etmez&#8221; açıklamasını cepte tutmak ki</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ili</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ime zarar verirdi.<br />
Liderin padi</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ah oldu</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">u bir yapıya ba</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">tan razı olup sonradan &#8220;Harcadılar beni&#8221; diye dövünmekten de, be</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';"> para etmez bir aday, sırf vitrini güzel diye listede benim üstüme yazılınca sevinmi</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';"> gibi görünmekten de utanırdım.<br />
Sırf lider adımı oraya yazdı diye, daha önce hiç u</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ramadı</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ım bir kente gidip oranın hiç görmedi</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">im ve belki bir daha da hiç görmeyece</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">im insanlarından &#8220;Sizi temsil edece</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">im&#8221; yalanıyla oy istemeyi kendime yediremezdim.<br />
* * *<br />
Açıkçası, bu seçimde seçmen olmak da gelmiyor içimden&#8230;<br />
Meclis&#8217;in yarısını &#8220;</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">İş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">e yaramazmı</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">&#8221; diye çürü</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">e çıkardıktan sonra aynı seçicilerin yeni seçtikleri adaylara oy vermeye elim varmıyor.<br />
Kurdukları yüzde 10&#8242;luk barajla benim irademin Meclis&#8217;e yansımaması için ittifak yapan liderlerin &#8220;</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">İş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">te senin oy verece</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">in insanlar bunlar&#8221; diye önüme sürdü</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ü fiks mönüden yemek, kendi seçmedi</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">im, kim oldu</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">unu bilmedi</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">im, ama nasıl seçildiklerini bildi</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">im adaylar için sandı</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">a gitmeye de gönlüm razı olmuyor.<br />
Kar</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ı çıktı</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ım bir sistemin adaylarına oy vermeye gidersem, kürkçü dükkânına alı</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">veri</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">e giden bir tilkiye benzerim diye korkuyorum.<br />
Ba</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ımsızlar dı</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ş</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">ında, kendi seçmedi</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">im adaylara ve benzer vitrinler sayesinde hepsi iyiden iyiye birbirine benzeyen partilere oy vermek saçma geliyor.<br />
Velhasıl kararsız filan da de</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:Arial;">ğ</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">il; düpedüz isteksizim bu seçim&#8230;</span></em></span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';"><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';"><strong>Can Dündar</strong></span></em></p>
<p></span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';"><strong>07/06/2007</strong></span></em></p>
<p><strong><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';">Milliyet Gazetesi</span></em><em><span style="font-size:10pt;color:blue;font-family:'Arial Rounded MT Bold';"></span></em></strong></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/reelcosmos.wordpress.com/45/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/reelcosmos.wordpress.com/45/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/reelcosmos.wordpress.com/45/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/reelcosmos.wordpress.com/45/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/reelcosmos.wordpress.com/45/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/reelcosmos.wordpress.com/45/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/reelcosmos.wordpress.com/45/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/reelcosmos.wordpress.com/45/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/reelcosmos.wordpress.com/45/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/reelcosmos.wordpress.com/45/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/reelcosmos.wordpress.com/45/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/reelcosmos.wordpress.com/45/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=45&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/07/can-dundar-isteksiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3ea44e78daa2eadfe7a10d718489444a?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sciftci</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Güzel bir Hikaye</title>
		<link>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/01/guzel-bir-hikaye/</link>
		<comments>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/01/guzel-bir-hikaye/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jun 2007 10:02:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sciftci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Öyküler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/01/guzel-bir-hikaye/</guid>
		<description><![CDATA[Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından yakınıyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış: doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş. 
&#8220;Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=44&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p align="center"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS"><font size="3">Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi duymadığından yakınıyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış: doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş. <span id="more-44"></span></font></font></font></em><br />
<font size="3"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">&#8220;Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla&#8221; </font></font></em></font><br />
<font size="3"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş ;</font></font></em></font><br />
<em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS"><font size="3">Hayatım bu akşam yemekte ne var?</font></font></font></em><br />
<font size="3"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">Cevap yok</font></font></em></font><br />
<font size="3"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış; </font></font></em></font><br />
<font size="3"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">Hayatım bu akşam yemekte ne var?</font></font></em></font><br />
<font size="3"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">Hala cevap yok </font></font></em></font><br />
<font size="3"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış; </font></font></em></font><br />
<font size="3"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">Hayatım bu akşam yemekte ne var?</font></font></em></font><br />
<font size="3"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">Gene cevap alamamış</font></font></em></font><br />
<font size="3"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş;</font></font></em></font><br />
<font size="3"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">&#8220;Hayatım bu akşam yemekte ne var? &#8220;</font></font></em></font><br />
<font size="3"><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">&#8220;Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk</font></font></em><em><font color="#333399"><font face="Courier New">&#8220;</font></font></em></font><br />
<font size="3"><strong><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">Hikayenin ana fikri: </font></font></em></strong></font><br />
<em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS"><font size="3">Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir. </font></font></font></em><br />
<font size="3"><strong><em><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS">Problemlerin sebebini biraz da kendimizde aramalıyız.</font></font></em></strong></font></p>
<p align="center"><strong><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS"><font size="3">Aynı dili konuşanlar değil,<br />
Aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.</font></font></font></strong><font color="#333399"><font face="Comic Sans MS"><br />
<strong><font size="3">Mevlana</font></strong></font></font></p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center">&nbsp;</p>
<p align="center"><strong><font color="#333399" face="Comic Sans MS">Kaynak:ajans71.net</font></strong></p>
<p><!-- / message --><!-- sig --></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/reelcosmos.wordpress.com/44/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/reelcosmos.wordpress.com/44/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/reelcosmos.wordpress.com/44/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/reelcosmos.wordpress.com/44/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/reelcosmos.wordpress.com/44/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/reelcosmos.wordpress.com/44/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/reelcosmos.wordpress.com/44/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/reelcosmos.wordpress.com/44/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/reelcosmos.wordpress.com/44/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/reelcosmos.wordpress.com/44/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/reelcosmos.wordpress.com/44/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/reelcosmos.wordpress.com/44/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=44&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/06/01/guzel-bir-hikaye/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3ea44e78daa2eadfe7a10d718489444a?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sciftci</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kıyamet Nasıl Kopacak?</title>
		<link>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/05/20/kiyamet-nasil-kopacak/</link>
		<comments>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/05/20/kiyamet-nasil-kopacak/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 May 2007 12:54:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sciftci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://reelcosmos.wordpress.com/2007/05/20/kiyamet-nasil-kopacak/</guid>
		<description><![CDATA[Ünlü Latin ozanı Lucretius (İ.Ö. 95-52) kırk üç yaşında öldüğünde, geriye, &#8220;Hiç Bir Şey Kalıcı Değildir&#8221; diye başlayan unutulmaz şiirini bırakmıştı. Democritus&#8217;un çekirdekçi madde kuramını herkesin anlayabileceği bir dille anlatıyordu dizelerinde&#8230; Evrenin oluşum ve gelişimini, maddenin sürekli değişim içinde olduğunu, yıldızların, güneşin ve dünyanın ergeç öleceğini söylüyordu, şiirsi bir bilimsellikle&#8230; Birlikte izleyelim:
 Hiç bir şey kalıcı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=42&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="oy">Ünlü Latin ozanı Lucretius (İ.Ö. 95-52) kırk üç yaşında öldüğünde, geriye, &#8220;Hiç Bir Şey Kalıcı Değildir&#8221; diye başlayan unutulmaz şiirini bırakmıştı. Democritus&#8217;un çekirdekçi madde kuramını herkesin anlayabileceği bir dille anlatıyordu dizelerinde&#8230; Evrenin oluşum ve gelişimini, maddenin sürekli değişim içinde olduğunu, yıldızların, güneşin ve dünyanın ergeç öleceğini söylüyordu, şiirsi bir bilimsellikle&#8230; Birlikte izleyelim:<span id="more-42"></span></p>
<p class="oy"><em> </em><em>Hiç bir şey kalıcı değildir, akar gider. Madde maddeye etki yapar, nesneler böyle büyür, gelişir. Ta ki onları görene, tanıyana, adlarını koyana kadar. Sonra eriyip yok olurlar, tanınmaz olurlar.</em></p>
<p class="oy"><em>Hızlı ya da yavaş hareket eden atomların güneşleri, sistemleri şekillendiricini görürüm. Yepyeni biçimlere girerler gözlerimizin önünde&#8230; Sonra, onlarda,öteki maddelerin kaçınılmaz yazgısına kapılırlar.</em></p>
<p class="oy"><em>Ey Dünya! Karalarıyla, denizleriyle, imparatorluklarıyla gezegenimiz&#8230; Bütün yıldızlar, bütün sistemler gibi oluşan Dünya&#8230; Sen de onlar gibi yok olup gideceksin.</em></p>
<p class="oy"><em>Geçen her saniyeyle birlikte onların yazgısına ortak olacaksın.</em></p>
<p class="oy"><strong>SON DEĞİL BAŞLANGIÇ</strong></p>
<p class="oy">Evet, Lucretius, doğa kanunlarının kaçınılmaz işleyişi içinde Dünya&#8217;nın da ölüme mahkûm olduğunu söylüyordu, ama, çağdaş düşünürler kadar karamsar değildi. Ona göre, nesnelerin ölümü, &#8220;son&#8221; değil, başlangıçtı. Var oluştaki sürekliliğin, yaşamdaki kesintisizliğin bir ifadesiydi. Aynı şiirinde şöyle yazıyordu:</p>
<p class="oy"> <em>Bir zamanlar bizi oluşturan tohumlar, ölümle birlikte, kanatlanıp uçarlar.</em></p>
<p class="oy"><em>Kimi toprağa karışır, kimi toz zerrecikleri gibi havalarda dolaşır.</em></p>
<p class="oy"><em>Ama bunlar yitik değil, parçalanmıştır. Unufaktır.</em></p>
<p class="oy"><em>Yaşam sürer gider.</em></p>
<p class="oy"><em>Çünkü ölen madde değildir.</em></p>
<p class="oy"><em>Candır.</em></p>
<p class="oy"> Lucretius&#8217;un bu dizeleri evrenin tek değişmez yasasını gözler önüne seriyor. Yaşamın milyarlarca yıldır kesintisiz sürdüğü gerçeğini&#8230;</p>
<p class="oy">Lucretius&#8217;un dile getirdiği başka gerçekler de var. Satır aralarını okurken, evreni oluşturan gezegenler, yıldızlar ve yıldız sistemleri içinde insana düşünen yaratıklara özel bir önem verdiğini görüyorsunuz. Sanki çağdaş, bir inancı dile getiriyor. Dünyayı yerle bir edecek &#8220;kıyamet&#8221; gününden sonra bile bilimin katkılarıyla, insan yaşamının süreceği inancını haykırıyor. Doğru! Hem de çok doğru&#8230; </p>
<p class="oy"><strong>DOĞAL AFETLER VE &#8220;KIYAMET&#8221;</strong></p>
<p class="oy">Dünyanın sonunu getirecek doğal afetlerin neler olabileceği konusunda düşünmeye başlamadan önce, küçük bir soruya yanıt bulmak gerekiyor: İnsanlık, kendisiyle birlikte dünyadaki öteki yaşam biçimlerini yok edebilir mi? Bu sorunun yanıtını insanlığın artan enerji ihtiyacında aramamız gerekiyor.</p>
<p class="oy">İnsanların artan ölçüde enerjiye ihtiyaç duydukları, kaynağı ne olursa olsun bu enerjinin kullanılmasının da çevreyi tehdit ettiği bir gerçek&#8230; Hem de tartışılmaz bir gerçek&#8230; Enerji ihtiyacını  karşılamak  için  kullanılan fosil yakıtlarının havadaki karbon dioksit yoğunluğunu artırdığı, oysa yerküresinin Venüs kadar sıcak (425 santigrad) olmasını önlemek için,yoğunluğun belli bir düzeyin altında tutulması gerektiği biliniyor. Bilim adamlarının birleştikleri nokta, yerküresi ısısının 5-10 derece santigrad yükselmesinin bile ölümcül tehlikeler getireceği yönünde&#8230; Yerküresi ısısında meydana gelebilecek böylesi geçici bir yükselmenin bile Kuzey ve Güney kutuplarındaki buzulları çözeceğini, dünyadaki su düzeyinin 100-120 metre yükseleceğini, böylece dünyanın en büyük gökdelenleri dışındaki çok büyük bölümünün sular altında kalacağını söylüyorlar.</p>
<p class="oy">İnsanlığı yok edebilecek bir başka &#8220;afet&#8221; de atom savaşı&#8230; Böylesi bir savaşın tarihteki tüm savaşlardan daha yıkıcı olacağı konusunda kimsenin kuşkusu yok&#8230; Ama, bunları bir yana bırakalım şimdilik&#8230; İnsanın kendi edip kendi bulduğu bu tür afetlerden sağ çıkan kalmayacağı için, üstünde düşünmeye bile gerek yok&#8230; </p>
<p class="oy"><strong>YENİ BİR BUZUL DEVRİ</strong></p>
<p class="oy">&#8220;Kıyamet Günü&#8217;nü yaklaştıracak başka doğal afetler de var. Yer sarsıntıları, yanardağ patlamaları ve gelgit dalgalarının, yeryüzünü oluşturan tabakaların hareketinden kaynaklandığı biliniyor. Her biri yüzlerce kilometre kalınlığında ve milyonlarca kilometre kare alanında olan bu tabakaların, mil yarlarca yıldır, yılda 4 santimetre hızla yer değiştirdikleri saptanmış durumda&#8230; Yerkabuğundaki uranyum gibi radyoaktif maddelerin saldıkları enerjiyle hareket eden bu katmanlar, dünyanın bildiğimiz coğrafyasını oluşturmuşlar. Birbirleriyle temasa geldiklerinde dağlar, ovalar, yer çatlakları, yer sarsıntıları oluşturmuşlar. Ama, bunlar, öldürücü de olsalar, zarar da verseler, dünyanın oluşumunda bir nokta gibi kalmaktadır.</p>
<p class="oy">Örneğin, yeni bir &#8220;Buzul Devri&#8221;nin tehlikelerini hiç düşündünüz mü? Kim bilir, belki 25.000 yıl sonra gelecek, ama, buraya kadar sözünü ettiğimiz afetlerden çok daha büyük zararlar verecek&#8230; Yerküresinin dönüş ekseni Kuzey Yıldızı&#8217;na baktığı için, Kuzey yarımkürenin kuzey bölgelerinde yazlar sıcak, kışlar soğuk olmakta&#8230; Bunun anlamı, kuzey ekseninin, yaz aylarında güneşe dönük, kış aylarındaysa karşı yöne dönük olması&#8230; Ama, ilginçtir, dünyanın güneşe en yakın olduğu mevsim kış, en uzak olduğu mevsim de yaz&#8230; Milyarlarca yıldır durum böyle&#8230; Üstelik çok az değişiyor. Ama, kim bilir, belki birkaç bin yıl sonra durum öylesine değişmiş olacak ki, kışlar daha soğuk, yazlar da serin olacak&#8230; Yazların serin geçmesi yeni bir Buzul Çağı&#8217;nın habercisi olabilir. Kaldı ki, bu &#8220;serinleşme&#8221; yeryüzü tabakalarının temasa geçerek yeni yükseltiler yarattıkları, dolayısıyla buzların erimesinin güçleştiği bir döneme rastlayabilir. O zaman da dünyayı bir buz tabakası kaplayıverir.</p>
<p class="oy">Hayal sanmayın bunları&#8230; Bundan 25.000 yıl öncesi için yapılan hesaplara göre, buzullar 35&#8242;inci enleme kadar inmişti. Oysa, ondan da 15.000 yıl önce, buzul-arası dönemde, o enlemlerin iklimi tropik altıydı. Kısacası, yeryüzünün iklimi, elli bin yıllık devrelerle çok büyük değişiklikler geçirmekte&#8230;</p>
<p class="oy"><strong>YA METEORLAR?</strong></p>
<p class="oy">Diyelim ki, bu doğal afetlerin hiç biri meydana gelmedi. O zaman da, gökyüzü cisimlerinden herhangi birinin yeryüzüne çarpması tehlikesi sürüyor. Dünyaya her gün çarpan meteorların sayısı milyonları bulmakta&#8230; İrili-ufaklı bunlar&#8230; Kimi atmosfere girerken sür tünmenin etkisiyle parçalanıyor, unufak oluyor. Kimi de (sayıları günde 25) yer kabuğuna ulaşıyor. Yapılan saptamalara göre yeryüzüne zarar verebilecek büyüklükte meteorların sayısı yüzyılda 2 kadar&#8230; 1908 yılında çarpan bu tür meteorlardan biri, 1 kilometre çapında, 300 metre derinliğinde bir çukur açmış ve 80 kilometre yarı çapında, bir daire içinde tek canlı bırakmamıştı. Bu büyüklükte bir meteorun yeryüzüne çarpması ihtimali 50 milyonda birdir. Dünyanın yörüngesinde dönerken bir göktaşına çarpması ihtimali, ancak 80 milyon yılda 1 kere gerçekleşebilir. Dünyanın başka gezegenlerle çarpışması ihtimali ise, yerçekimi yasaları vb. nedeniyle sıfırdır.</p>
<p class="oy"><strong>24 SAATLİK AY</strong></p>
<p class="oy">Bilim adamlarının saptamalarına göre, gel-git olayları, dünyayla ay arasındaki ilişkileri er ya da geç etkileyecektir. Şöyle ki, suların sürekli çekilmesi . ve yükselmesi, yörüngesi etrafında dönen dünyanın dönüş hızını frenlemekte, böylece her yüzyılda günler bir saniye uzamaktadır. Dünyanın dönüşündeki bu yavaşlama esas itibariyle ayın etkilerinden kaynaklandığı için, etki-tepki yasalarının işleyişi sonucu, dünyanın yitirdiğini ay kazan makta ve bu uydu ağır ağır dünyadan uzaklaşmaktadır. Bunun sonucunda hem günler, hem aylar uzayacak ve bir kaç milyar yıl sonra &#8220;gün&#8221; ve &#8220;ay&#8221; süreleri, bugün kullandığımız &#8220;gün&#8221; birimi üstünden, 60 günde eşitlenecektir. Bunun sonunda ay artık ne doğacak, ne batacak, dünyanın yalnızca bir cephesinden görülecektir.</p>
<p class="oy">Öte yandan, güneş de dünyada suların yükselip alçalmasını sağlamaya başlayacaktır. Güneş gelgitlerinin etkisiyle günler, aylardan uzun duruma gelecek, dünyanın kendi ekseni etrafında dönüş hızı ayın yörüngesindeki dönüşünden daha yavaş olacaktır. Gelgit hareketine uyabilmek için, ay, bu kez de, daha daralan bir yörüngeyle dünyaya yaklaşacak ve dünyayla uydusu birlikte güneşten uzaklaşmaya başlayacaklardır. Birkaç milyar yıl sonunda dünyanın merkeziyle ayın merkezi arasındaki mesafe 150.000 kilometreye inecek, ayın gelgit etkisi de bugünkü düzeyinin 15.000 katına çıkacaktır. Yüzlerce metre yükseklikte dalgalar, saatte 8-10 bin kilometreye yaklaşan hızlarla karaların üstünden geçip gidecekler, sürtün menin etkisiyle de kaynamaya başlayacaklardır. Dünya, bir anda, kaynar sulu bir girdaba dönüşecektir. Yeryüzün deki bu gelgit etkisi artık çok yakınlaşır iş bulunan ay üstünde etkiler yapacak ve ay unufak olacaktır. Bugün bildiğimiz ayın yerini, ay parçalarından olu şan ve dünya çevresinde dönen küçük zerrecikler alacaktır.</p>
<p class="oy">Kısacası, ya ay-dünya sistemi kendiliğinden parçalanacak, ya da güneşin beklenen ölümüyle aynı sonuç ortaya çıkacaktır.</p>
<p class="oy"><strong>100 MİLYON SANTİGRAD ISI</strong></p>
<p class="oy">Güneş, yapılan hesaplara göre, 5 milyar yıldır vardır. O günden bu yana geçen süre içinde, güneşin özgün çekirdek hidrojeninin yüzde 50&#8217;si helyuma dönüşmüştür. Güneşin çekirdeğinde hidrojenin helyuma dönüşmesiyle birlikte çekirdek daralmakta, yerçekimi enerjisini boşaltmakta, güneş de serinleyip parlaklaşmaktadır. Beş milyar yıl sonra güneş çekirdeğinin tamamı helyum olacak, yoğunlaşacak ve sonra birdenbire ısınmaya başlayarak 100 milyon derece santigrada ulaşacaktır. Bu arada güneşin genleşmesi de sürmektedir. &#8220;Kızıl bir dev&#8221; durumuna dönüşecek, bugünkü parlaklığının bin katına ulaşacak, Merih, Venüs, Ay ve Dünyayı yutacaktır.</p>
<p class="oy">Güneşin dünyayı yutması, elbette, dünyanın sonu değildir. Teknoloji öylesine hızlı gelişmektedir ki, insanlık, bir kaç milyar yıl içinde, bu tür tehlikeleri savmanın yollarını da bulmuş olacaktır. Uzay kolonileri kurulmuş, nüfusun büyük bölümü uzak gezegenlere yerleştirilmiş, belki de dev bir hidrojen bombasının yardımıyla dünya uzaklara, yeni bir yörüngeye götürülmüş olacaktır. Kısacası, Lusretius&#8217;un iki bin yıl önce düşündüğü gibi, canlar ölecek, ama, yaşam sürecektir.</p>
<p class="oy">Kaynak</p>
<p class="oy"><a href="http://www.bilimkurgu2000.com/">www.bilimkurgu2000.com</a></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/reelcosmos.wordpress.com/42/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/reelcosmos.wordpress.com/42/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/reelcosmos.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/reelcosmos.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/reelcosmos.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/reelcosmos.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/reelcosmos.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/reelcosmos.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/reelcosmos.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/reelcosmos.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/reelcosmos.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/reelcosmos.wordpress.com/42/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=42&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/05/20/kiyamet-nasil-kopacak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3ea44e78daa2eadfe7a10d718489444a?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sciftci</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bilinmeyen Yönleriyle Darvin</title>
		<link>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/05/20/bilimiyen-yonleriyle-darvin/</link>
		<comments>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/05/20/bilimiyen-yonleriyle-darvin/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 May 2007 12:49:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sciftci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://reelcosmos.wordpress.com/2007/05/20/bilimiyen-yonleriyle-darvin/</guid>
		<description><![CDATA[Gazeteci Roger Bingham ölümünden yüzyıl sonra ünlü bilim adamı Darwin ile konuştu. Yanlış okumadınız.Gazeteci, Darwin ile ilgili olrak yazılan her şeyi ve Darwin’in eserlerini taradıktan sonra sanki karşısında Darwin varmış gibi sordu ve yanıtladı.
100 yıl önce ölen ünlü doğa bilimcisi, hayatının son günlerinde ziyaret edildi.&#8217; İlk önce bastonunun sesi duyuldu: Tık, tık, tık&#8230; Demir ucun [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=41&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p class="oy"><em><strong>Gazeteci Roger Bingham ölümünden yüzyıl sonra ünlü bilim adamı Darwin ile konuştu. Yanlış okumadınız.Gazeteci, Darwin ile ilgili olrak yazılan her şeyi ve Darwin’in eserlerini taradıktan sonra sanki karşısında Darwin varmış gibi sordu ve yanıtladı.</strong></em></p>
<p class="oy">100 yıl önce ölen ünlü doğa bilimcisi, hayatının son günlerinde ziyaret edildi.&#8217; İlk önce bastonunun sesi duyuldu: Tık, tık, tık&#8230; Demir ucun çakıllı yolda çıkardığı ritmik ses, ağaçların ve çiçek tarhlarının arasında yankılanarak eve doğru yaklaştı, İngiltere’ye has tipik günlerden biri, diye düşünüyordum ki, sesin daha da yaklaşmasıyla, ufak tefek, beyaz tüylü bir av köpeği öne fırladı,<span id="more-41"></span> kulaklarını dikerek etrafı dinledi. Aniden koşmaya başladığında, bastonuna dayanarak ağır ağır yürüyen efendisi yeşilliklerin arasından göründü. Charles Darwin, çağının en önde gelen bilim adamı, her gün öğle üzerleri yapmayı alışkanlık haline getirdiği yürüyüşten dönmekteydi.</p>
<p class="oy">Misafirinin olduğunu fark ederek adımlarını sıklaştırdı. Makas yüzü görmemiş bembeyaz uzun sakalıyla tam bir kontrast teşkil eden siyah pelerini ve şapkasıyla hemen dikkati çekmekteydi. Öne doğru eğik duruşuna rağmen boyunun uzunluğu rahatça fark ediliyordu. Utangaç ama samimi bir tavırla konuğunu karşıladı. 40 yıl boyunca köşesine çekildiği bu küçük kasabada, aile fertleri bilim adamlarından oluşan son derece sınırlı bir dost topluluğu dışında kapısını pek az kişiye açmıştı.</p>
<p class="oy">Büyük bir zarafetle konuğuna yol göstererek onu, sarmaşıklarla kaplı evin arka kısmındaki verandaya buyur ettikten sonra hasır koltuğuna oturdu. Yapı olarak tam bir uyum içerisindeydi. Uzun bacaklarını birbiri üzerine atarken, ellerini de kenetleyerek kucağına koydu. Saçsız başı ve gür kaşlarıyla güçlü ve etkin bir görünüşe sahipti. Ama arada bir güneş ışıklarının yaramaz oyunları sonunda gür kaşlarının gri mavi gözlerine düşen koyu gölgeleri, çıkık ve kırışıklıklarla dolu alnıyla karikatüristler tarafından çizilen maymun benzeri yaratığı anımsatmaktaydı.</p>
<p class="oy">73 yaşındaki Darwin herkes için bir muammaydı. Önceleri, 20 yaşlarında çıktığı dünya gezi ve maceralarıyla ilgi uyandırmış, sonraları ise maymunu insanoğlunun ataları arasına katıp, tanrı yapısını &#8220;doğal seçki&#8221; dediği bir sisteme dönüştürerek biyoloji alanında devrim yaratan düşüncelerin ve eserin sahibi olarak ün yapmıştı. Şimdilerde ise Down kasabasında karargâh kurarak, bir komutan edasıyla fikirlerini savunma yolunda çarpışanları (örneğin Prof. Huxley) soğukkanlılıkla seyretmekteydi.</p>
<p class="oy">Hasır koltuğunda büyük bir alçakgönüllülük ve sadelik içerisinde oturan bu adamın bir devrimci olabileceği en son hatıra gelebilecek özelliklerinden biriydi.</p>
<p class="oy">Down kasabasındaki mütevazi evin verandasında oturup, canlıların ve bitkilerin gelmişini geçmişini, üremelerini, beslenmelerini, yok olmalarını anlatan biriyle bahçeyi seyretmek insanda tuhaf düşünceler uyandırmaktaydı. Onunla tabiat ana arasında özel bir şeylerin varlığı şüphe götürmemekteydi. Kolunu kaldırdığında, ağaçtan ağaca uçuşan serçelerin onu fark edecekleri gibi bir düşünceydi bu&#8230; Doğal olarak bir anda insanın aklına gelip geçiyordu ama Darwin&#8217;in hikayesi de böylesine bir hissin tabiiliğini vurgulamaktaydı. Konuştukça, onun doğaya çocukça bir duyarlılıkla yaklaştığı açıklık kazanmaktaydı.</p>
<p class="oy">&#8220;Bugüne çok benzeyen bir başka günü hatırladım&#8221; dedi, Down kasabasına yerleşmeden önceki yılları kastederek&#8230; &#8220;O günlerde kitabımla (sonraları Türlerin Kökeni adını alacak olan eser) adeta güreş etmekte, zaman zaman da ümitsizliğe düşmekteydim. Zihnim sanki bir çok şeyi teorileştirmeye yarayan bir makineye benziyordu. Midem ise korkunç durumdaydı. Dışarıda enfes bir hava vardı. Biraz dolaştıktan sonra otların üzerinde uyuyakalmışım. Kuşların etrafımda koro halinde şakımalarıyla kendime geldim. Sincaplar ağaçtan ağaca atlıyor, ağaçkakanların kahkahaları duyuluyordu. O zamana dek gördüğüm en güzel manzaralardan biriydi bu&#8230;&#8221; Darwin hafifçe gülerek elini dizine vurdu ve devam etti:<br />
&#8220;Hayvanların veya kuşların nasıl yaratıldıkları veya türedikleri umurumda bile değildi.&#8221;</p>
<p class="oy">O anda tebessüme dönüşen kahkahası ve parlayan gözleriyle sanki iyiliğin simgesi gibiydi. Sonra muzip ve okul çocuklarına has isyankâr bir tavır takındı birdenbire&#8230; O yıllardan aklında kalan tabloyla, ihtiyarlık günlerinin Down&#8217;unu bağdaştırmak ister gibiydi&#8230; İlk delikanlılık çağlarındaki küçük Darwin&#8217;in, evde kendi kendilerine kurdukları kimya laboratuvarında kardeşi Erasmus&#8217;a yardım ettiği günleri hayal ediyordu sanki&#8230; Bu yüzden kendisine &#8220;Gaz&#8221; takma adı verilmiş, vaktini boşa harcadığı nedeniyle de okul müdüründen azar işitmişti. Avlanmak, köpekler ve fare yakalamaktan başka hiç bir işe yaramadığı yolunda babası tarafından tehdit edilmesinin ve ailenin yüz karası olarak nitelendirilmesinin nedenleri açıktı.</p>
<p class="oy">Okul günlerinden söz etmek Darwin&#8217;i hafifçe ürpertti. &#8220;Herkes sıradan bir çocuk olduğumu düşünürdü&#8221; dedi, koltuğunu geriye iterek&#8230; &#8220;Zekâ bakımından da vasatın altında olduğuma inanırlardı.&#8221; Zarif bir alçakgönüllülüğü vardı ama bazen dozunu kaçırıyordu. Neredeyse, kendisini bırakıp, biraz böbürlense diye düşündüm. Doğru ya, bugüne dek kaç kişi Genesis&#8217;i (Yaradılış&#8217;ı anlatan kitap, Tevrat&#8217;ın ilk kitabı) baştan yazmaya kalkışmıştı? Farkında bile değilmiş gibi görünüyor, özelliklerini parmak hesabıyla (konuşurken ellerini çok kullanıyordu) sayıyordu. &#8220;Bilime olan sevgi ve bitmez tükenmez bir sabır&#8230; Biraz da gözlem ve icat yeteneği belki&#8230; Doğal olarak sağduyu da gerekli&#8230;&#8221;</p>
<p class="oy">Başarısını basit alışkanlıklara borçlu olduğunu ifade ederek şöyle dedi: &#8220;Her zaman sistemli oldum. Beş yıl süresince Beagle adlı gemide geçirdiğim günler bende bir takım davranışları alışkanlık haline getirdi. Başarımın sırrı belki de düşüncelerimi ve zamanımı iyi değerlendirmem ve azmimdir. Benim için en geçerli söz, &#8216;Dakikaları say&#8230;&#8217; Neredeyse unutuyordum. Yemek hazır olmalı&#8230;&#8221; dedi ve ayağa kalktı.</p>
<p class="oy">Yol göstermek için öne düştü, karısı Emma&#8217;nın pencerenin yanında duran piyanosunun önünde durdu ve en üstte Mozart&#8217;ın yer aldığı nota destesinin yanındaki solucan dolu kavanozu işaret ederek önce ıslık çaldı, sonra da kavanoza sertçe vurdu. Solucanlar pek etkilenmediler. Piyanonun tuşlarına doğru gitti ve birkaçına bastı. Solucanlar aniden gerilediler. &#8220;Bu benim müziğe olan kabiliyetimden değil&#8221; dedi gülerek, &#8220;Hiç kulağım yoktur ama solucanları hareket ettirebiliyorum.&#8221; Kavanoza son bir bakış atarak yemek odasına doğru yürüdü. &#8220;Solucanları limonlukta saklasam, karım daha memnun olacak galiba&#8230;&#8221;</p>
<p class="oy">İyi birer doktor olan babası, büyükbabası ve amcasına rağmen genç Charles bu geleneği devam ettirmeğe yanaşmadı. Edinburgh Üniversitesi&#8217;nde anestezisiz yapılan bir ameliyatı seyrederek fenalaştıktan sonra tıbbiyeyi terk etti. Başıboş dolaşmasından endişe eden babası, onu Cambridge&#8217;de ilahiyat okumaya ikna etti. Bir zamanlar İncil&#8217;in her kelimesine inandığını itiraf etmesine rağmen şimdi, &#8220;Rahip olmayı düşünmüş olmak bile bana gülünç geliyor&#8221; diyordu&#8230;</p>
<p class="oy">Genç adam için Cambridge&#8217;deki dini eğitim son derece sıkıcı geçti. Çalışmak yerine, arkadaşlarıyla ava çıkmayı, içmeyi ve kâğıt oynamayı tercih etti. Botanik profesörü John Stevens Henslow ile iyi dost oldu. Adam Sedgwick&#8217;den de jeoloji dersleri almaktaydı. Böcek koleksiyonu yapmaya başladı. &#8220;Öğrendiğim tek değerli şey, kendi kendini yetiştirmenin önemidir&#8221; diyordu.</p>
<p class="oy">O günlere ait hatıraları arasında bir böceğin peşindeyken tepetaklak çamura düşmesi, başka tür bir böceği yakalayabilmek için elindekini ağzına atması ve çekiciyle her gördüğü kayadan örnekler alması yer alıyordu. Darwin&#8217;i mutlu eden tek şey doğaydı. Koleksiyonculuk da zevk aldığı diğer uğraşılardan biriydi. Büyük bir titizlik içinde yakaladığı kuşların, böceklerin ve midyelerin hesabını tutardı. Sonraları aynı titizliği karısı Emma&#8217;yla oynadığı tavla hesabında da gösterdi.</p>
<p class="oy">27 Aralık 1831 tarihi Darwin&#8217;in hayatında dönüm noktasıydı. Bu tarihte &#8220;hayatımı yönlendiren en önemli olay&#8221; diye nitelediği, Devonport&#8217;tan başlayıp, 40.000 mil sürecek araştırma gezisine çıktı. HMS Beagle adlı gemiye hiçbir maddi karşılık beklemeden bir doğa bilimcisi olarak binen Darwin henüz 22 yaşındaydı. Genç adam büyük bir merakla Güney Amerika&#8217;nın nemli ormanlarında ve Galapagos adalarının kayalıklarında türleri araştırdı, koleksiyonlar yaptı ve zihninde bir sonuca ulaşmaya çalıştı.</p>
<p class="oy">1836&#8242;da İngiltere&#8217;ye döndü, ünlü seramik yapımcısı Wedgewood&#8217;un torunu ve kendisinin de kuzeni olan Emma Wedgewood ile evlendi. 1842 de Down&#8217;a taşındılar. O günlerde seyahatiyle ilgili hatıralarını ve araştırmalarını yayınlamaya başladı ve büyük ilgi topladı. Jeoloji Derneğine üye oldu. Mercan kayalarının oluşumu hakkındaki yeni teorisi gazetelere geçti. Saygıdeğer bir bilimadamı olma yolundaydı. Bir kaç yıl önce denizlerde maceradan maceraya koşan genç adam, şimdi küçük bir kasabada sessiz sedasız yaşamaya başlamıştı, Bir daha da İngiltere&#8217;den ayrılmadı.</p>
<p class="oy">Yemekten sora çalışma odasına geçtik. Burası tam bir laboratuvar görünüşündeydi. Masanın üzerinde bir mikroskop, etrafta kaya ve taş çeşitleri, kavanozların içinde değişik bitki türleri, bir köşede deneyleri ve raflar dolusu kitap&#8230; Şöminenin üzerinde kendi elyazısıyla tuttuğu notlar yığılmıştı. Odanın ortasında üzerinde kağıtlar, bitkiler ve mürekkep hokkası bulunan büyük bir masa vardı. Kanepenin yanında köpeğin sepeti yeralmaktaydı. Çalışırken veya sohbet sırasında oturduğu döner koltuğunun bir kolundan diğerine uzattığı tahtayla, işini kolaylaştırmak için bunu bir yazı masası haline getirdi. Odada herşey pratik ve çalışmaya elverişli hale getirilmişti. Okuması gereken kalın kitaplar bile kolaylık sağlamak için parçalanarak fasiküller halinde destelenmişti.</p>
<p class="oy">Bu dağınık ve görünüşte düzensiz oda 40 yıldır Darwin&#8217;in hayatının bir parçasıydı. Sabahları erken kalkar, 7.45&#8242;de oturduğu kahvaltısından önce kısa bir yürüyüş yapardı. En iyi zaman olarak nitelediği 8.00 ve 9.30 arasında çalışır, sonra bir saat kadar oturma odasına geçerek ya mektuplarını okur, yahut da yeniden çalışmaya başlamadan Emma&#8217;nın okuduğu romanı dinlerdi. Öğleye doğru tekrar yürüyüşe çıkar, dönüşte öğle yemeğini yer, gazetelerini okur, gerekli mektupları yazar ve yatak odasına çıkarak, Güney Amerika&#8217;da goşolardan edindiği alışkanlıkla sigarasını içerdi. Akşamüstü saat 4.00&#8242;de tekrar yürüyüşünü yapar, sonra bir saat daha çalışırdı. Akşam yemeğinden önce gene ara vererek sigarasını içer, Emma&#8217;yla tavla oynar, okur veya Emma&#8217;nın piyanosunu dinleyip saat 22.30&#8242;da yatardı. &#8220;Sağlığım bakımından bu programa uymam gerekiyor&#8221; diye söylendi, seyahatten döndüğünden beri peşini bırakmayan hastalıkları kastederek&#8230;</p>
<p class="oy">&#8220;Oldu bittilerden ve sürprizlerden de hiç hoşlanmam.&#8221;</p>
<p class="oy">Ama bugün öğleden sonraki sürpriz onu mutluluğa boğdu. Yayıncısı en son eserinin büyük bir başarıya ulaşacağını müjdelemişti. &#8220;Solucanlar sayesinde Bitkisel Küf adı, kitaba sadece ilgi uyandırmak için konulmamıştı.</p>
<p class="oy">Konuşma esnasında ayağa kalktı, odadan çıktı. Sürüklenen terliklerin sesi duyuluyordu. Tıkırtısından bir kavanozun kapağını açtığını anladım, sonra da içindekini kokladı ve burnunu ovuşturarak odaya döndü. &#8220;Bırakmak istiyorum ama enfiye çalışma saatlerime renk katıyor. Küçükken çocuklar bu yüzden beni alaya alırlardı&#8221; dedi.</p>
<p class="oy">Çocuklarını hatırlamanın onda karmaşık duygular yarattığı belli oluyordu. &#8220;Onlar benim için hem çok büyük mutluluk hem de acı kaynağı oldular&#8221; derken yüzünde derin bir hüznün ifadesi vardı. Yedi tanesi hayatta olmasına rağmen, kaybettiği üç çocuğunu hatırlıyor olmalıydı. Mary&#8217;i bebekken, Charles&#8217;i iki yaşında, çok sevdiği Annie&#8217;yi ise on yaşında yitirmişti. Özellikle Annie&#8217;nin ölümü onun için bir yıkımdı. Yakın dostlarına göre Darwin&#8217;in inançlarını bu olay yoketmişti. &#8220;Bir bilim adamının çocuğu olmamalıdır. Hattâ evlenmemelidir bile&#8230;&#8221;dedi. &#8220;O zaman düşünecek kimsesi olmayacağı için kendisini rahatça işine vererek mücadele edebilir.&#8221; Beagle&#8217;la çıktığı seyahatten itibaren 20 yıl boyunca, Darwin teorisi evrim üzerinde çalıştı, ingiltere&#8217;ye döndükten altı sene sonra konu hakkındaki 35 sayfalık ilk taslağını hazırladı ama basılmaya yeterli görmedi, iki yıl sonra kapsamı 230 sayfaya çıkardığı halde, yeni verilere ihtiyacı olduğunu söyleyerek yayınlanmasını engelledi. 1856&#8242;da yakın dostu jeolog Charles Lyell, Alfred Russel Wallace adlı genç bir doğa bilimcisi tarafından yazılan bir tezle karşılaştı. Görüşleri Darwin&#8217;in kileri andırmaktaydı. Lyell Darwin&#8217;i derhal durumdan haberdar etti ve eserini hemen bastırmazsa, Wallace&#8217;ın konuya sahip çıkabileceğini bildirdi. Darwin uyarıyı göz önüne aldığı halde gene de yayın konusunda pek istifini bozmadı.Ancak 1858 yılı Haziran ayında bir sabah beklenmedik bir mektup aldı. Yeni Gine ve Borneo arasındaki adalardan birinden postaya verilmişti. Down&#8217;lular Dünya&#8217;nın dörtbir yanından Darwin&#8217;e gelen mektuplara alışıktılar. Ama bu seferki başkaydı&#8230;</p>
<p class="oy">Kararlı bir ifadeyle yazılmış 4000 kelimelik makalenin başlığı &#8220;Türlerin bir tek orijinal tipten oluştuğu hakkın da”ydı, yazarı ise Wallace&#8217;dı. İçeriğinden cümle yapısına kadar Darwin&#8217;in 16 yıl önce yazdığı fakat bastırmadığı araştırmasının bir özetiydi.</p>
<p class="oy">Wallace&#8217;a göre, &#8220;Vahşi hayvanların yaşamları var olma mücadelesiydi. Düzenli olarak yiyeceğini bulabilen, kendisini düşmanına karşı savunabilen, iklim şartlarına uygun olan bu alemdeki yerini koruyordu. Kısaca Wallace, insanlar için geçerli olanı, hayvanlar için de geçerli saymıştı: &#8220;Böylece üstün olan tür yaşamını sürdürecek ve zaman içinde yeni türlerin oluşmasını sağlayacaktı.. Gelişim ve farklılaşma bu şekilde meydana gelecekti.&#8221;</p>
<p class="oy">Wallace konu hakkında Darwin&#8217;in düşüncesini soruyor ve mektubun Lyell&#8217;a iletilmesini istiyordu.</p>
<p class="oy">Şimdi, olaydan 20 yıl sonra, Darwin hala o haziran sabahının huzursuzluğunu hissetmekteydi. &#8220;Lyell&#8217;a eğer Wallace benim 1842&#8242;de yazdığım taslağı okusaydı ancak bu kadar başarılı bir özet yapabilirdi&#8217; dedim. 20 yıllık çalışmalarım ve topladığım kanıtlar bir anda değerini kaybetti&#8230;&#8221; Bir başkası, yahut daha az dürüst birisi Wallace&#8217;ın makalesini yokeder, kendisininkini çabucak baskıya verirdi. Oysa Darwin meseleyi Lyell&#8217;a ve Joseph Hooker adındaki botanikçi arkadaşına teslim etti.</p>
<p class="oy">Darwin&#8217;in deyimiyle &#8220;bu hassas ortam&#8221; her iki bilim adamının yazdıklarının tartışıldığı bir toplantıyla bir ay sonra tatlıya bağlandı. O gün bu gündür ve Darwin&#8217;in adı, önde olmak kaydıyla, Wallace&#8217; la birlikte anılır.</p>
<p class="oy">Böylece harekete geçerek, Darwin büyük eserini tekrar gözden geçirdi ve 490 sayfalık yeni bir özet yaparak, &#8220;Doğal Ayaklanma veya Üstün Irkların Korunması ve Yaşam Savaşında Uygun Olanın Varolmasını Öngören Türlerin Kökeni&#8221;ne ait teorisini açıkladı. 16 ay sonra, 24 Kasım 1859 da kitap 1250 tane basıldı hepsi bir günde satıldı.</p>
<p class="oy">Eserin yankıları büyük oldu. Yakın dostu T.H. Huxley, yanlış yorumlara ve saldırılara karşı pençelerini bilemiş, hazır beklemekteydi. Herhangi bir şekilde suçlanmayı önlemek için Darwin insanı kitabının kapsamına almamış, &#8220;daha ileri bir tarihte insanın kökeni ve hikayesi üzerinde durulacaktır&#8221; diyerek konuyu bir kenara bırakmıştı. Bugün ise, başlangıçtaki çekingenliğini şöyle açıklıyordu:</p>
<p class="oy">&#8220;İnsanın da aynı kuramın kapsamında olması kaçınılmazdı. Ama ben bu tartışmayı başlatmak için yeterince hazırlıklı değildim. Meseleyi bu denli ihmal etmem pek dürüst bir davranış değildi ama söylentiler ve saldırılar eserin diğer kısımlarına da gölge düşürecekti.&#8221;</p>
<p class="oy">Ancak, herşeye rağmen olumsuz çok şey söylendi. Huxley ve Oxford&#8217;lu rahip Samuel Wilberforce arasındaki ünlü tartışma da ertesi yıl bir toplantıda sahnelendi (Bak, Erkekçe Dergisi 1982 Şubat sayısı). Her zamanki gibi Darwin gene sağlığı nedeniyle bunlardan uzak durdu. Ama bugün olayı hatırladığında gevrek gevrek gülüyor ve &#8220;Huxley rahibe nasıl da saldırdı&#8230; Tanrım, onun yerinde ben olsam cevap vermek yerine ölümü tercih ederdim&#8221; diyordu.</p>
<p class="oy">Son yıllarda tartışmalar durulmuştu. Hemen hemen bütün bilim adamları evrimi kabul ediyorlardı. Darwin &#8220;İnsanın Geçmişi&#8221; adlı kitabında insanın evrimini anlattığı halde, kilise bir kimsenin hem iyi bir Hıristiyan, hem de Darwinist olabileceği görüşündeydi. Darwin ise, &#8220;İnsan ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi&#8221; adlı bir kitap daha yazdı. İnsan zihninin de, beden gibi evrimsel güçlerin etkisine açık olduğunu anlattı. Bu noktada Wallace ona katılmamakta, zekânın Tanrının insanlara bahşettiği bir nimet olduğu inanandaydı. Darwin, Wallace&#8217;ın davranışıyla hayal sükûtuna uğradığını gizlemeyerek, &#8220;Çok yazık&#8230; Çocuğumuzu Öldürdü&#8221; diyordu.</p>
<p class="oy">Ancak bu oldukça abartmalı ve fazla özellik taşımayan bir düşünceydi. Darwin&#8217;in çocuğu uzun bir gebelik döneminden sonra zorlu bir doğumla dünyaya gelmişti. Baba da, Türlerin Kökeni&#8217;nin son bölümünde büyük bir belâgatle kaleme alınan paragrafla tüm dünyanın fikir birliği içinde olduğunu görmüştü:</p>
<p class="oy">&#8220;Bu gezegen sabit bir yer çekimine bağlı olarak hareket ettiği sürece, Yaratıcı&#8217;nın ilk nefesi ihsan ettiği bir veya birkaç ilkel biçimle başlayan yaşam, sonsuza dek en güzele ve en üstüne doğru evrinecektir.&#8221;</p>
<p class="oy"><em><strong>Yazar Boger Bingham, tümüyle tarihi gerçeklere ve Darwin&#8217;in notlarına dayanarak, yazıyı &#8220;ziyaret ve sohbet&#8221; şeklinde yazmıştır.</strong></em></p>
<p class="oy"><em><strong>Kaynak</strong></em></p>
<p class="oy"><em><strong><a href="http://www.bilimkurgu2000.com/">www.Bilimkurgu2000.com</a><br />
 </strong></em></p>
<img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/categories/reelcosmos.wordpress.com/41/" /> <img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/tags/reelcosmos.wordpress.com/41/" /> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/reelcosmos.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/reelcosmos.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/reelcosmos.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/reelcosmos.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/reelcosmos.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/reelcosmos.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/reelcosmos.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/reelcosmos.wordpress.com/41/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/reelcosmos.wordpress.com/41/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/reelcosmos.wordpress.com/41/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=reelcosmos.wordpress.com&blog=1057350&post=41&subd=reelcosmos&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://reelcosmos.wordpress.com/2007/05/20/bilimiyen-yonleriyle-darvin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/3ea44e78daa2eadfe7a10d718489444a?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">sciftci</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>